/ Manevi yaşam / Evlilik Ayini’nde okunan İncil pasajı

Evlilik Ayini’nde okunan İncil pasajı

Evlilik Ayini’nde okunan İncil pasajı

(Efesliler 5,20-23)

Ortodoks Kilisesi’nde evlilik, Kutsal Sakramentlerden biridir, yani iki insanın birlik olaması, “tek beden” olmasının Sakramentidir. Tanrı’nın verdiği şekliyle evlilikte, kopmuş tarafı Adem’e dönüyormuşçasına mutlak bir tamamlayıcılık vardır.

 

Ortodoks evliliğinde çiftler taç giyer. Taçlar, Tanrı’nın emirlerini yerine getirerek kendilerini saf ve lekesiz tutanlara Kilise’nin bir ödülüdür. Bu taçlar iki tane olmakla birlikte beyaz bir kurdele ile birleştirilmektedir. Nitekim bu, çiftin birleşmesini simgelemektedir. Her ikisi de kendine özgü özellik ve karakterlerini korur, fakat aynı zamanda Tanrı’nın gözünde tek varlık haline gelir. İki varlığın ruhanî mücadele yoluyla bu birleşmesi, artık ortak bir hayat, ortak bir yatak, ortak bir cüzdan, ortak plan ve progam, ortak bir gelecek olan evliliklerinin hedefi olacaktır. Yine de, bu tek varoluşta, her birinin varlığı ortadan kalkmaz, fakat evlilikte kişinin Tanrı nezdinde gelişimi ve kurtuluşu aranır.

 

Evlilik Sakramenti esnasında genç çifte nasihat ve kulağa küpe olması adına okunan apostolik pasaj, Elçi Pavlus’un Efesliler’e mektubundandır. (5, 20-33).

 

Pasaj, Tanrı’ya “her şey için”, hatta zor olanlar için bile şükretmekten bahseden bir ayetle başlamaktadır. Evlilik hayatı hiç de kokulu çarklı bir hayat sayılmaz. Bu, iki tarafında da Tanrı’ya benzemeyi hedef alarak (aziz olmak) Semavi Krallığa girmek için birbirlerine destek ve yardım etmesi gereken manevi bir mücadeledir.

 

Bu nedenle tavsiye edilen ilk şey, birbirlerine bağımlı olmaktır. (Mesih’e duyduğunuz saygıdan ötürü birbirinize bağımlı olun.” Efeslilere 5,21) Tavsiye, birbirlerine üstünlük kurmada değil, birbirlerine bağımlı olmakta rekabet etmektir. Pavlus’un aradığı bağımlılık Mesih’e duydukları saygıdan ötürüdür. Yani, bize anlatacağı her şeyin ilk maddesi, Rab’bin kendisine duyulan huşu ve saygıdır.

 

Bu “Mesih’te duyduğumuz saygıyı baz alarak hareket etmek”, bizim hem modelimiz, hem gücümüzdür. Mesih’e duyduğumuz saygıdan ötürü birbirimize bağımlı olmak sanki Rab’bin Kendisi’yle yüz yüzeymişiz gibi herkese karşı saygılı olmamız anlamına gelir: hizmetçiler efendilere, efendiler hizmetçilere, çocuklar ebeveynlere ve ebeveynler çocuklara. vb.  Biz Tanrı’nın suretinde yaratılmış değil miyiz?[1] (Yaratılış 1:26 Tanrı “Kendi suretimizde, kendimize benzer insan yaratalım”) Birbirimize Mesih korkusuyla bağlanmak aynı zamanda, Mesih’te olduğumuz sürece, Kendisinden güç aldığımız tükenmez kaynağın O olduğu anlamına gelir. O, hepimizle  ilk bağımlanan Yüce Öğretmendir: “Ama yüceliğinden soyunarak kul özünü aldı ve insan benzeyişinde doğdu. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı”. (Fil. 2:7-8)

 

Birbirimize bağımlı olarak hepimiz birimiz ve birimiz hepimiz için yaşıyoruz. Bu, Hristiyan yaşamının özetidir. Bu, Kilise cemaatinde yaşamak demektir. Yukarıda sözü edilen pasajın 21. ayetinin,  çift ve aile hakkında Mesih’e göre yaşamın “Anayasası”, devamında yazılacak olanların başlığı olduğunu söyleyebiliriz. Zira Elçi Pavlus, bu pasajda, karı koca ilişkilerini ele aldıktan sorna, çocukların ve ebeveynlerin ilişkisi ile devam eder. Kurtuluşu ve sonsuzluğu hedefleyen Hristiyanın zırhını, yani Tanrı’nın sağladığı ruhsal silahları sergileyerek bölümü bitirir. Unutmamak gerekir ki, bu hayat, asıl hayatın eğitim alanından başka bir şey değildir. Söylediğimiz gibi, çifti ilgilendiren ve evlilik sakramenti esnasında okunan ilk pasaja odaklanacağız.

 

İoannis Hrisostomos’a göre, Tanrı her şeyi o kadar bilgece yaratmıştır ki, karı koca arasındaki bağ son derece yakın öyle ki, dışarıdan başka hiçbir ek malzeme ilave edilmesin. Tanrı, erkeği yarattıktan hemen sonra, başka hiçbir malzeme kullanmadan kadını yaratmış. Erkek, onunla farklı bir erkek ve farklı bir kadın yaratmak adına, kendi “bedeniyle” evlenir. Evlilikte, karşımızdakine yabancı biri olarak değil, aynı bedenin bir parçası olarak yaklaşılır. Evlilik Sakramentinde gerçekleşen de tam olarak budur.

 

Tanrı tüm insan ırkının aynı kökten, aynı özden gelmesini istedi. Hiçbir şey hayatımızı bir erkek ve bir kadının sevgisi kadar birleştiremez, diye ekliyor Hrisostomos. Fakat bu birleşme birçok iyi şeye neden olmasına rağmen, aynı zamanda birçok kötü şeye de neden oluyor. Kadının kocasına bağımlı olması, bugün çiftler arasında karşılaştığımız rekabetçi ruhu engellediği için evde barış ve uyumu sağlar. Bununla birlikte, Elçi Pavlus’un şu sözleri hiç tesadüfi değildir: “Ey kadınlar, Rab’be bağımlı olduğunuz gibi, kendi kocalarınıza bağımlı olun.” ( Efesliler 5,22). Hatta, özellikle vurgulayarak “kendi kocalarınıza” diyor, bedeninizin bir parçası olan kocalarınıza. Hrisostomos, “Rab’be bağımlı olduğunuz gibi, Rab için ve sadece O’nun için çalıştığınızı düşünmelisiniz,” diyor.

 

Elçi Pavlus’un dediği üzere, çift Mesih’in Kiliseyle olan ilişkisi gibi bir ilişkisiye sahip. Mesih, Kilisesi ile tamamen birleşmiştir. Mesih baş, Kilise ise Bedendir. Kilise’ye hem erkekler hem kadınlar katılırlar, dolayısıyla hepimiz için Mesih “baş”tır. Kadın erkeğe bağımlı olduğunda, Mesih olan başına bağımlı olur, zira kocasında Mesih’i ve kocasının içinde de Mesih’i görür. Kocasını da erkeğin başı olan Mesih’in yerinde görür. Dolayısıyla kadın erkeğin bedeni olarak, aynı zamanda Mesih’in de bedenidir ve böylece Kilise cemaatinin bir parçasıdır. Bu şekilde Elçi Pavlus, -eğer söylenenleri hissettiysek- aileyi, cemaatinin bir hücresi olarak anlamamızı sağlar. Kocanın, kadının başı olması, aslında her ikisinin de başının Mesih olması anlamına gelir. Bu şekilde aile, bir “Kilise cemaati” oluşturmaktadır çünkü Rab: “Nerede iki ya da üç kişi benim adımla toplanırsa, ben de orada onların arasındayım” (Matta 18:20) demiştir. En derin anlam budur. Elçi Pavlus ataerkilliliği desteklemez, haremlikler oluşturup kadınları köle yapmak da istemez.

 

Şuna dikkat edelim: Karı kocadan bahsetmek başka birşeydir, “kendi kocaları”ndan bahsetmek başka birşeydir. Burada bir evlilik söz kokusudur. Evlilikte bir beden mevcut, dolayısıyla bu bedenin bir başı olması gerekiyor. Bu, kendisine çok yakışan ve kendine has özelliklerinden yararlanan adeta hücrenin kalbi görevini üstlenen kadını ne küçümser, ne alçaltır, ne de hakkını yer. Bir kadın, başı Mesih olan kocasından neden korksun ki? Bir adamın başında Mesih yoksa, işler değişir, ilişkiler başka şekillerde tanımlanır ve başka ilkeler uygulanır.

 

Tabii ki bu, böyle durumda da Elçi Pavlus’un veya İncil’in anarşist tutumlara yönlendirdiği anlamına gelmez. Fakat kadına başka haklar verir. Birkaç hafta önce üzerinde çalıştığımız başka bir ayeti hatırlıyorsunuzdur: Matta 10,34 ayette Rab «Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Ben barış değil, kılıç getirmeye geldim.” diyor, ayrıca Rab Luka 14:33 ayetinde : “Aynı şekilde sizden kim varını yoğunu gözden çıkarmazsa, benim öğrencim olamaz” diyor. Yani Rab, hayatımızda önceliktir. Çünkü çiftin mutlak birlikteliğini sadece O başarabilir. Rab hayatımızda ilk sırada yer aldığında, diğer her şey hak ettiği yeri alır. Bu demek oluyor ki, evde huzuru sağlayan eş, Tanrı’nın iradesine uygun olmayan sapkın inançlara boyun eğmekle yükümlü değildir.

 

Böylece Tanrı, Elçi Pavlus aracılığıyla Mesih ve Kilise örneğini çiftlere anlatır. Erkek baştır, kadın ise kalptir. Bu durum, bize Tanrı’nın Yeşaya Peygamber aracılığıyla verdiği paralelliği hatırlatır. Orada Tanrı damat, halk ise gelindir. Tanrı, insanların bağlılığını ve itaatini talep ederek, halkını korumaktan, gözetmekten ve fedakarlık derecesine kadar sevmekten ebediyen sorumludur. Rollerin her cinsiyetin mizacına ve yeteneklerine göre uyarlandığını fark etmek gerekir. Karakter olarak, daha cüsseli bir fiziğe ve daha büyük bir bedene sahip olan erkek; yol gösterme, dış tehlikelerden koruma ve hayatta kalmayı sağlama eğilimindedir. Diğer taraftan kadın, daha hassas ve minyon, yoğun duygu ve içsel zenginliği ile özenle bakmaya, ilgi göstermeye ve sevmeye davet edilir.

 

Şimdi, ailede erkekten ne istediğine bakalım. Aziz Hrisostomos (Altın Ağızlı Yuhanna) şöyle der: “Bağımlı olmanın niceliğini gördün mü? Sevginin niceliğini de duy. Karınızın, Kilise’nin Mesih’e itaat ettiği gibi size itaat etmesini istiyor musun? O zaman eşine Mesih’in Kilise’ye baktığı gibi bak. Eşin için canını vermek zorundaysan, bin kez incinmen gerekirse, her şeye katlanmak ve acı çekmek zorundaysan, bundan kaçınma. Çünkü onun uğruna bütün bunlara katlansan bile, Mesih’in Kilisesi için yaptığı karşısında, hala hiçbir şey yapmış sayılmazsın. Sen bunu zaten evli olduğun için yapıyorsun. Halbuki O, müstakbel Kilise’nin üyeleri ondan iğrenip nefret ettiğinde bile onlar için kanını döktü. Dolayısıyla tıpkı Rab’bin, kendisinden nefret edenleri tehditlerle, lanetlerle, korkularla ve benzerleriyle değil, büyük sevgisi ve özeniyle Kendisine çektiği gibi, sen de eşine öyle davranmalısın.” Sözlerine şöyle devam ediyor: “Hayatın ortağını, çocukların annesini, tüm neşenin kaynağını korku ve tehditlerle değil, sevgi ve iyi bir ruh hali ile bağımlı kalmasını sağlamalıyız. Kadın erkekten korktuğunda nasıl bir evlilikten bahsedilebilir ki? Karısıyla birlikte yaşayan ve ona bir köleymiş gibi davranan erkek nasıl bir zevk alır ki?”

 

Pavlus bize Romalılara yazdıklarını hatırlatıyor (5:7-8): “Bir kimse doğru insan için güç ölür, ama iyi insan için belki biri ölmeyi de göze alır. Tanrı bize olan sevgisini şununla kanıtlıyor: biz daha günahkârken, Mesih bizim için öldü.” Bir adam eşini fedakarlık ve şehitlik noktasına kadar sevmeyi başarırsa, yine de Mesih örneğine yaklaşmamıştır. Mesih, O’ndan nefret eden, O’nu inkâr eden, O’na ihanet eden bir insanlık için kendini feda etti. 26. ayette İsa’nın bizim için ölmeyi hak etmiş gibi kendini teslim ettiğini, kiliseyi alıp çirkinlikten güzelliğe, kirlilikten paklığa getirdiğini vurgulamaktadır. Onu vaftiz suyuyla temizledi, Güçlendirme Sakramenti’nin Lütfuyle ikmal etti. “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına.” Bu nedenle evlilikte olduğu gibi Vaftizde de, her şey 3 kez yapılır: 3 kez Şeytan kovulur, 3 kez Mesih’e olan inancımız ikrar edilir, 3 kez suya batırılırız, alyans ve taçlar 3 kez haç işaretiyle taldis edilir, Kutsal İncil’in etrafında sevinçle 3 kez tur atarız.

 

Erkekler eşlerini böyle sevmelidir, kendi bedenleri sevdikleri gibi. Hiç kimse kendi bedeninden nefret etmez, ama onu umursar ve ilgi gösterir. Tıpkı Tanrı’nın Kilise’ye yaptığı gibi. Hrisostomos’a göre bu sevgi, erkeklerin eşlerine verdiği bir hediye yahut bir lütuf değildir, fakat bir yükümlülüktür. Bu nedenle, mutlak fedakarlık erkeğin ailedeki rolüyse, özellikle kadın hasta olduğunda veya zamanı olmadığında ev işlerine veya çocuk bakımına yardım etmek gibi daha küçük fedakarlıklardan bahsettiğimizde hayli hayli fedakarlık yapması gerekir. Bir erkek ve bir kadın arasında diğer ilişkilere nazaran çok daha güçlü bir ilişki vardır. “Bunun için adam annesini babasını bırakacak, karısına bağlanacak ve ikisi tek bir beden olacaklar” (Efesliler, 5: 31) Kilise Babalarının Mesih’in Kilise’ye olan sevgisini tarif etmek adına bu terimleri kullanmaları bir tesadüf değildir. Bu büyük bir Sakrament’tir, diyor Pavlus. Zira iki farklı kişiyken, erkeğin başı ve kadının kalbinden oluşmak üzere “bir” olurlar. Bundan da yeni insanlar ortaya çıkar (doğar) ve böylece eşler, yaratılışta bizzat Tanrı’nın ortakları olurlar.

 

Bugün bağımlı kalmak yanlış anlaşılan bir erdemdir.(boyun eğmek gibi) Bireyselciliğin yaygınlaştığı günümüzde, kulağa pek hoş gelmiyor. Hepimiz bencilliğimizi besleyen lider rolünü ararız. Ancak daha iyi hissetmek adına, bunu benlik saygısı, kendini güçlendirme ve çok daha başka şeylerle karıştırmayı severiz. Yine de manevi hayatta, Tanrı’nın iradesine bağımlı kalmak manevi mücadelemizin olmazsa olmazıdır. İkiyüzlü bir aşktan bahsetmediğimiz gibi, ikiyüzlü bir bağımlılık da söz konusu değildir. Elçi Pavlus’un ve dolayısıyla İncil’in belirlediği terimlerle, bağımlılık sevgidir ve sevgi bağımlılıktır. Fakat Pavlus, neden söz konusu kadın iken bağımlı kalmaktan, söz konusu erkek iken ise sevgiden konuşur? Cinslerin doğası farklı olduğundan dolayı. Kadının sevgisi bağımlılık içerirken erkeğin sevgisi egemendir. Kadın güven isterken erkek bu güveni sağlamak ister. Erkek kendini yumrukla, kadın ise okşayarak gösterir.

 

Günümüz kadınları, Elçi Pavlus’un son sözlerini garip karşılar. Her birimiz eşini kendisiymiş gibi sevsin, kadın da kocasına saygı göstersin. Bunları tartarsak, daha ağır basan, daha zor olan rol hangisidir? Kadından saygı duymasını, bağımlı kalmasını ister, erkekten ise her saat ve her an karısı için kendini feda etmesini ister. Zira Mesih kilise için bunu yapar. Kardeşlerim beni bağışlayın fakat endişelenmesi gerekenler kadınlar değil, itirazı olması gereken erkeklerdir.

 

Elbette kardeşlerim, zorlukların bitmediğini vurgulamalıyız. Hiçbir şey dediğimiz gibi güllük gülistanlık değildir. İncil’deki tüm erdemlerde olduğu gibi, evlilikte de ilişki eşdeğer olabilir, ancak karşılıklı etkili olmayabilir. Bu, kadının kocasına sadece kocası kendisi için feda olduğunda saygı duyması gerektiği veya kocanın sadece karısı ona bağımlı kaldığı takdirde feda olması gerektiği anlamına gelmez. Belki de bu nokta, her konuda olduğu gibi, manevi mücadelemizin en zorudur: Başka birinin yapmadıklarına değil de, Tanrı’ya borçlu olduğum şeye odaklanmak. Neyse ki, Rab, her birimiz için, yargıyı kendisine sakladı.

 

 

[1] Yaratılış 1:26 Tanrı “Kendi suretimizde, kendimize benzer insan yaratalım”

 

 

 

 

 

 

 

 

Evlilik Ayini’nde okunan İncil pasajı