/ Azizler ve din adamlarımız hakkında tanıklıklar / 4. «Çöl sanki zambak bahçesi»

4. «Çöl sanki zambak bahçesi»

                   

4.  «Çöl sanki zambak bahçesi»

 

 

                                        ‘‘Birçok  şey  açıklamak isteyen kişi,

                                                             en sonunda  susmakla bitirir işi

                                                                                  Yıldırım çakmak isteyen biri

                                                                                                  uzun süre bulut olsa yeri”

 

    Zengin iç dünyaya sahip bir insan, ruhundaki gizemi açığa vurmayı sevmez. Havari Aziz Pavlos bize, Suudi Arabistan’ın çöllerinde kaldığı o üç sene zarfında, ne neler yaşadığı, ne de Şam’da Vahiy’in nasıl indiği hakkında bir açıklamada bulunmadı, sadece gizli mucizenin sonuçlarını açıklamakla yetindi. Lakin, Havari Aziz Pavlos’un, takip eden yıllarda yaşamına verdiği yönü ve ondört mektubunda bize bıraktığı öğretileri göz önüne tutarsak, yeni hayat tarzına, hayatın sorunlarına, dünyaya ve insanlara nasıl baktığına dair bir fikir edinebiliriz.

  Meşe, Arabistan’ın çöllerine çekildiği zaman, paralel olarak, Bedevilerin hayatında yaygın ve geçerli bir meslek olan çadır bezi dokumacılığında çalışıyordu, orada kaldığı üç sene içinde dönüşümüne yol açan yeni verileri ve Dünya milletlerini İsa Mesih’in yoluna çekmeyi başaran misyonerlik faaliyetlerini planması için kendine uygun zamanı ve mekânı bulmuştu. Orada Havari Aziz Pavlos’un ruhunda, Kutsal Ruh’un nuru sayesinde, bu mucizenin oluşumu için, benzersiz bir iç gelişme başlamıştı. Kendisinin bunu hayatının her anında ve Filipililer’e mahsus mektuplarında göstermeye çalıştığı anlaşıyor (Filp.3:7-11), ”benim için kazanç olan her şeyi Mesih uğruna zarar saydım… uğruna her şeyi yitirdiğim Rab’bim İsa Mesih`i tanımanın üstün değeri yanında her şeyi zarar sayıyorum….” Büyük değer verdiği Tevrat kanunlarının, en sonunda artığa dönüşen buğday ve pirinç tanelerinin kabuğu gibi olduğunu yavaş yavaş kavramaya başlıyordu. Aslında bu artıklar hiç de lüzumsuz değildi. Aksine buğday tanelerini olgunlaşıncaya kadar içinde muhafaza edebiliyordu. Böylece, buğday taneleri de hazır oldukları zaman onları kabuklarından ayıklayabilecekti. Çekirdeklerini aldıktan sonra, artıkları başka bir işimize yarayacakları için onları bir kenara bırakabilecekti. Yasa da öyle idi. Bize İsa Mesih’i kabul etmemiz ve inanmamız için Tanrı tarafından gönderildiğine göre gereği büyüktü. Bu Kanun, Mesih İsa dünyaya geldiği andan itibaren, O’na İman eden olgun insanlar için Mesih’den önceki eski bakışı temsil eder oldu.

  Birçok hükümden oluşan Musevi Yasası’nın artık bizim işimize yaramadığını, amacına ulaştığını ve mühletinin dolduğunu söyleyebiliriz. Tanrı’nın Lütfuyla yaşadığımız andan itibaren bu Yasa kendiliğinden bize hükmetmekten aciz kalmaktadır. Bize lütfedildiği gibi özgürce yaşıyoruz. Tüm bunlar, Tanrı Lütfunu tanıyanlar için geçerli olabilirdi. Fakat diğerlerinin bu Yasa ile eğitilmeleri gerekiyordu. Havari Aziz Pavlos tüm bu kavramları ve başka birçok Tanrısal veriyi vaazlarında ve özellikle Romalılar’a Mektuplarında, Tanrı Adaleti’nin sadece Yasa’nın uygulandığı yerlerde aranmadığını fakat Tanrı Lütfunun ve merhametin bulunduğu yerlerde de arandığını vurgulamaya çalışıyordu. Ve adalet kurtuluş demektir.

  Pavlos’u meşgul eden ve Ferisiler’in kültürüne karşı gelmesine neden olan başka önemli bir konu da onların eğitimde Kudüs’teki tapınaklarına verdikleri mutlak değer idi. Bilindiği gibi, Yahudi Başkahinlerin Kongresi önünde mahküm edilen gerek İsa Mesih’in gerek Konsey üyesi Stefanos’un  yalancı tanıkların iddiaları arasında kendilerine yöneltilen en ağır suçlama, Yahudilerin Tapınağına karşı takındıkları güya düşmanca tavırlarıydı (Elç.İşl 6:13, Mat.26:61).

Havari Aziz Pavlos bundan böyle Tapınağın taşıdığı derin anlamı kavramaya başlıyordu. Kudüs’teki şaşalı Tapınak ve önce veya sonra Tanrı’nın emri üzerine Hz.Musa tarafından kurulan Tabernacle (on emrin muhafaza edildiği Seyyar Tapınak) tipolojik bir anlam ve karakter taşıyordu ve Tapınak İsa Mesih’in Bedenini simgeliyordu. ”Tüm Tanrısal özelliklerin gizlendiği ve insanın tabiatını taşıdığından Tanrı tarafından kabul edilen beden” (Kolos.2:9). İsa Mesih işte bunları kastederek Yahudi liderlerinin ve halkın önünde şöyle demişti: ”Bu tapınağı yıkın ve ben üç gün içinde yenisini inşa edeceğim ”(Yuh.2:19). İncil yazarı Yuhanna İsa Mesih’in bu sözlerine tipolojik bir anlam vererek, İsa Mesih’in “Tapınak” demekle çarmıha gerilip ölümü bulduktan sonra üç gün içinde yeniden hayata dönerek yeni bir form alan canlı bedenini ima ettiğini açıklıyordu.

   Havari Aziz Pavlos İbraniler’e yönelik mektuplarında, Seyyar Tapınak, sunulan kurbanların ve tapınakla ilgisi olan her şeyin semavi gerçeği sembolize ettiklerini ve o gerçekten bahsettiklerini (İbr.9,23) ve ”yasanın gelecekteki nimetlere gölge düşürdüğünü ve gerçeğin kendisinden uzak kaldığını” belirtiyordu (İbr.10:1). Aerus Pagus’ta Atinalı bilgelerin önünde de bu dünyayı ve onun etrafında bulunan her şeyi yaratan Tanrı’nın el yapımı tapınaklarda ikamet etmediğini ilan ediyordu (Elç.İşl.17:24).

   Havari Aziz Pavlos’un kendi kendine çözümlemeye çalıştığı başka temel bir konu da ”Yahudi Razaleti”diye tanımladığı olaydı (I.Kor.1:23). Yahudiler’in, asırlardan beri Kurtarıcaları ve Liberatorları olarak bekledikleri Mesih’in, İsa taraftarlarının ve öğrencilerinin Mesih olarak tanınan İsa ile özdeşleşme fikrine kapıldıklarını sık sık duymaları onları müthiş öfkelendiriyordu, tüm adi suçlular gibi aşağılanan ve çarmıha gerilme suretiyle ölüme mahküm edilen bu kişinin Mesih olması mümkün müydü? ”Hahamlar, Din Bilginleri ve Ferisi Tevrat Öğretmenleri, Peygamberleri yanlış yorumlamışlardı ve Mesih İsa’nın çok güçlü bir kral olarak geleceğine, İsrail halkının düşmanlarını yeneceğine, Kudüs’ü Romalı işgalcilerden kurtarıp özgürlüğe kavuşturacağına ve dünyevi bir hükümdar olarak tahtını Siyon Dağı’nın tepesine kuracağına inanmış ve eğitim sistemlerini bu anlayış tarzına göre düzenlenmişlerdi. Bu düşünce halk arasında, hatta İsa Mesih’in öğrencileri arasında pek yaygındı. Bu yüzden Petrus, İsa Mesih’in Kudüs’e doğru giderlerken bir anda kendilerine dönüp Başkahinler, Din Bilgileri ve halkın dini yöneticeleri tarafından başına çok kötü şeylerin geleceğini ve sonuçta ölüme gönderileceğini öngördüğünü duyunca sert tepki gösterdi ve tüm bunların önlenmesi için Rab’binden o yolu takip etmemelerini ısrarla talep etti (Mat.16:21-22). Onikilerin yakın çevresinden, İsa Mersih’in iki gözde öğrencisi Yakup ile Yuhanna, geleneğe göre O’nun Mesih olarak tahta oturacağı ve Parlak Krallığını kuracağı günün yaklaştığına inandıklarından, O’na kendilerini hatırlamalarını ve onları dünyevi Krallığının ilk ve önemli makamlarına yerleştirmesi için yalvarıyorladı. Anlaşıldığı gibi diğer öğrencileri de aynı mantığı taşıyorlardı, bundan dolayı önemli makamlarda aynı şeyleri arzuladıkları için onlara karşı çıktılar. Sanki Kudüs’ün dindar halkı, Peygamber Zekeriya’nın öngördüğü gibi İsa Mesih’i ”bir sıpanın üstünde” Kudüs’e girdiğini gördüğü zaman aynı düşünceyi paylaştığını ifade etmiyor muydu (Zek.9:9)? O zaman herkes, İsa Mesih’in, Mesih olarak taht kuracağına inanmıştı, bu yüzden ellerinde hurma ağaçlarının dallarıyla sokaklara döküldü ve ”Hossana! Gelişin nimet dolu (Bizi esenliğe kavuştur! Gelişin nimet dolu.)” diye bağırıyordu (Mat.21:9). Fakat bir kaç gün sonra yetkililerin O’nu tutukladığını ve askerler ile fanatik Yahudiler’in kendisine hakaretler savurduklarını gördükleri anda onlar da O’na karşı cephe aldılar ve ”Acele, acele onu çarmıha gerin” diye bağırmaya başladılar (Yuh.19:15). İşte, Havari Aziz Pavlos, Yahudiler’in Mesih hakkındaki bu yanlış dünyevi tutumlarını atmaya çalışıyordu. Eski Ahit’i başka bir açıdan ele almaya karar verdi ve Peygamberleri doğru yorumlayarak, kendisinin ve tüm dünyanın İsa’nın şahsında gerçekleşen tüm olayların ve Mesih’in katlanacağı zulümlerin asırlar önce Peygamberler tarafından net olarak açıklandığını, üstelik tüm detaylarıyla anlatıldığının anlaşılması için çaba harcadı.

Havari Aziz Pavlos takındığı yeni tutumundan sonra, hayatını özellikle Dirilmiş İsa’nın gözetiminde ve Kutsal Ruh’un sayesinde yönlendiriyordu ve bundan böyle; ”Benim için en büyük kıvanç İsa Mesih’in Haçıdır” diye haykıracak kadar ileri gidiyordu (Gal.6:14). Ve şöyle devam ediyordu; ”Rab’bimiz İsa Mesih’in çarmıha gerilerek resmen ölüme mahküm edilişi… Kurtuluşun yolunda ilerleyen biz insanlar için, bizi esenliğe kavuşturan Tanrı’nın gücüdür.” (I.Kor.1:18). Tekrar önemle, “Ama biz çarmıha gerilmiş Mesih`i duyuruyoruz… İsa Tanrı’nın gücü ve Tanrı’nın bilgeliğidir” (I.Kor.1:23-24) diye vurgulamayı ihmal etmiyordu. Τüm bunlardan sonra, bu noktada Havari Aziz Pavlos’un Kutsal metinlerinde ”Kendi Müjdesi” diye nitelendirdiği vaazlarını ve geri kalan hayatını nasıl sürdüğünü göz önünde tutarsak, ömrü boyunca tüm dikkatini iki önemli eksen ve kutup etrafında çevirdiğini söyleyebiliriz; dünyayı esenliğe kavuşturmaya yeterli olan Haç ve İsa Mesih’in Dirilişi!

 

Ses kaydιnι dinleyiniz:

https://www.youtube.com/watch?v=qkG20bpxmGo

Havari Aziz Pavlus’un Hayatı – Bölüm 4

 

SOTİRİOS TRAMPAS, PSİDYA METROPOLİTİ,  AZİZ PAVLOS, DÜNYA ULUSLARINA GÖNDERİLEN ELÇİ

 

4.  «Çöl sanki zambak bahçesi»