/ Kitaplar / Bir Rus Gezgincinin Anıları YEDİNCİ ANLATI

Bir Rus Gezgincinin Anıları YEDİNCİ ANLATI

Bir Rus Gezgincinin Anıları YEDİNCİ ANLATI

Yazar: Çeviren: Dominik Pamir

YEDİNCİ ANLATI

Gezginci:
– Saygıdeğer yol arkadaşım profesörle birlikte yola koyulmadan önce son bir kez sizi görüp hayır duanızı almak istedik.
Profesör:
– Evet,  sizlerle görüşmemiz bizler için çok iyi oldu. Arkadaşlarınızla birlikte yapmış olduğumuz tinsel görüşmelerden çok yararlandık. Bir an evvel gitmeye can attığımız uzak ülkeye giderken bütün bu görüşmelerimizi dostluğun ve Hıristiyan sevgisinin bir güvencesi olarak yüreklerimizde götüreceğiz.

Starets:
– Beni anımsamış olmanıza teşekkür ederim! Çok uygun bir vakitte geldiniz. Yanımda iki ziyaretçim var, yirmi yıldır hiç kimseyle konuşmadan ormanda yaşamış bir keşişle Moldavyalı bir rahip. Sizi görmek istediler. Durun, gidip onları çağırayım… İşte onlar.
Gezginci:
– Ormanda tek başına yaşamak ne büyük mutluluktur! Ruhun hiç bir engel olmadan Tanrı’yla birleşmesi için ne uygun bir ortam! Yaşam ağacı Eden’deki yeryüzü cennetinde olduğu gibi orman sessizliği içinde orman keşişinin yüreğinde boy atar. Ormanda kendini doyuracak olanak bulabilmiş olsaydım, böyle bir keşiş yaşantısı sürdürmeyi hiç bırakmazdım.
Profesör
– Uzaktan bakınca, her şey bize güzel ve çekici gelir. Denemiş olan herkes bilir ki, dünyada her yerin kendine göre avantajları olduğu gibi sakıncaları da vardır. Kendisini yalnızlığın sessizliğine çekilmiş hisseden melankolik mizaçlı bir kimse keşiş yaşantısı sürdürmekten mutluluk duyacaktır. Bu yol üzerinde tehlikeler çoktur! Çilekeşlerin yaşamını anlatan yazılar, dünyadan büsbütün el etek çekmiş çok sayıdaki çekilgen ve keşişin hayallerin pençesine düşmeleriyle, baştan çıkmalarıyla ilgili örneklerle doludur.
Keşiş:              
– Manastırlarda olduğu gibi Tanrı’dan korkan halk arasında da keşiş yaşamını ya da içsel duayı uygulamayı arzulayanların çoğu ayartılmaktan korktukları için bu eğilimlerinden vazgeçtiklerine ilişkin Rusya’da epey yaygın olan kanıyı öğrenince çok şaşırdım. Bana göre bunun iki nedeni vardır: Ya görevi yerine getirme konusunda yanlış anlaşılma ve tinsel alandaki eksiklik, ya da meditasyonda sebat edemeyecek kadar tembel oluşumuz ve kendimizden daha aşağı seviyede gördüğümüz başkalarının bu yüce bilgiyi öğrenip bizi geride bırakacaklarını düşünerek onları kıskanmamızdır. Aynı kanıda olan Kilise Babalarının bu konudaki öğretilerini incelememiş olmaları çok yazık. Gerçekten, Kilise Babaları Tanrı’ya yakarıldığında korkutmaması ve kuşku duyulmaması gerektiğini öğretiyorlar. Eğer kimi kimseler hayallerin pençesine düşmüşlerse, bunun nedeni o kimselerin kendini beğenmişliğidir. Ya da onlara bir yol gösterenin bulunmaması ya da çeşit çeşit hayalleri, serapları gerçekmiş gibi görmeleridir. Kilise Babalarının belirttiklerine göre insanın başına böyle bir şey gelirse, bu daha bilinçli bir deneyimle mutluluğa doğru gitmesi içindir. Çünkü böyle bir denemeye izin veren Tanrı, o kimsenin yardımına koşmakta gecikmeyecektir. “Yürekli ol, seninle birlikteyim, korkma,” diyor Mesih İsa. Yanılsamaya (illüzyon) düşeceğiz diye içsel duadan korkmanın, ürkmenin anlamı yok. Kişinin tinsel yöneticiye ruhunu olduğu gibi açması, kendi günahlarını alçakgönüllülükle kabul etmesi, dua sırasında kafasında görüntülerin bulunmaması, birçok kimsenin tinsel faaliyete girişmeye cesaret edemeyecek kadar korktukları bu yanılsamalara karşı sağlam ve güvenilir savunma oluştururlar. Aslında bu insanlar günah eğilimine kapılma durumundadırlar. Sinaitli bilge Philotheos’un belirttiği gibi: “Zihinde oluşan yanılsamaları anlamayan ve onlara şeytandan gelmiş gibi katlanan çok sayıda rahip bulunuyor. Bu kişiler kendilerini büyük bir istekle tek bir faaliyete verirler: hayır işlerine. Tinsel faaliyete gelince, yani meditasyon yapmaya, bunu ise kendilerine hiç dert etmezler, çünkü bu konuda aydınlanmamış ve cahil kalmışlardır. “Başkalarından lütfün onları içten değiştirdiğini duysalar bile, kıskançlıktan bunda sadece yanılsama görürler.” diyor Sinaitli aziz Gregorios.

Profesör:
– İzninizle bir soru sormak istiyorum. Kendini inceleyen herkes kuşkusuz günahlarının bilincine varabilir; peki, ya yüreğinizi açabilecek, size tinsel yaşamla ilgili doğru ve güvenilir bilgiler verebilecek, kendi deneyimlerine dayanarak sizi yönetebilecek tinsel bir yönetici bulamayınca ne yapmak gerekir. Bu durumda kılavuzsuz tek başına bu denemeye atılmaktansa meditasyona girişmemek daha iyi olmaz mı? Bir de anlayamadığım bir nokta var. Tanrı huzuruna çıkan bir kimse kendisini kafasındaki şekillerden nasıl tamamen arındırabilir? Bu doğal bir şey değil. Çünkü ruhumuz ya da zihnimiz salt boşluk içinde şekilsiz herhangi bir şeyi gözünde canlandırmaz. Hem sonra neden ruh Tanrı’yla dolu iken Kurtarıcı İsa’yı ya da Kutsal Üçlü-Birlik’i v.s. gözünde canlandırmasın?
Keşiş:              
– Yüreğini, hiçbir şey gizlemeden güvenle, yarar elde edecek şekilde her gün açabileceğin, düşüncelerini ve ruhsal eğitimin sırasında karşılaştıklarını söyleyebileceğin tinsel bir yöneticinin ya da tinsel konularda deneyimli bir starets’in öğütleri, sessizlik yolunda yürek duasını uygulamak için birinci derecede önemlidir. Bununla birlikte, böyle bir yönetici bulunmaması durumunda, yukarıdaki buyruğu veren aziz kişiler bir istisna yapıyorlar. Saygıdeğer Rahip Nikephoros bu konuda açık ve seçik olarak şöyle diyor: “Yürek duasını uygulamaya koyarken bilgili ve gerçek tinsel bir kılavuza gerek vardır. Eğer böyle biri yoksa ısrarla aramak gerekiyor. Aradığın halde bulamazsan, o zaman, pişmanlık duygusu içinde, Tanrı’nın da yardımını dileyerek Kilise Babalarının öğretilerindeki öğütlere ve açıklamalara başvurun, sonra da onların doğrululuğunu Kutsal Kitaplarla karşılaştırarak araştırın.” İyi niyetli ve istekli araştırıcının basit insanlardan da yararlı bilgiler elde edebileceğini göz önünden ırak tutmaması gerek. İyi niyetle ve inanarak bir Sarazen’e bile sorular sorulsa, onun bize yararlı sözler edebileceği konusunda güvence veriyorlar Kilise Babaları. Buna karşılık kötü niyetle ve inançsız bir şekilde bir peygamberden öğüt istense, o bile bize yardımcı olamaz. Buna bir örnek Mısırlı Büyük Makarios’un yaşamından verilebilir. Büyük Makarios üzüntüsünden basit bir köylünün söylediği sözlerle kurtulmuş.
               Şekillerin kafadan atılması konusuna gelince, yani hayal gücünü kullanmamak ve meditasyon sırasında hiçbir görüntüye izin vermemek, bu ister bir ışık, bir melek, İsa olsun ya da herhangi bir ermiş olsun, her türlü hayal kurmaktan kaçınmak gerekir. Bu, kuşkusuz deneyim sahibi Kilise Babaları tarafından şu nedenle isteniyor: “Hayal gücü bir şeyin biçimini kolaylıkla zihinde canlandırabilir, öyle ki, şeytan kendisini görkemli bir melek biçiminde gösterebilir diyen Kutsal Kitabın uyarılarına kulak asmayan deneyimsiz kimseler kolaylıkla bu düşsel yaratıkları gerçek vizyonlar olarak kabul edebilir ve böylece yanılgıya düşebilirler.
               Tanrı’nın mevcudiyeti izlenimi içindeyken aklın, kolaylıkla ve doğal bir şekilde biçimlerden anabilmesi ve bu durumda kalabilmesi, hayal gücünün biçimsiz herhangi bir şeyi algılanabilir bir biçimde bu boşlukta canlandırabileceğini ve bu canlandırdığı şeye dikkatini verebileceğini gösteriyor. Örneğin ruhu, havayı, sıcağı ya da soğuğu düşünebilir ve içimizde canlandırabiliriz. Soğukta iken, soğukta bulunan kimse tarafından fiziksel olarak hissedilmeyen, ölçülmeyen, görünmeyen sıcaklığı zihnimizde iyicene canlandırabiliriz. Aynı şekilde Tanrı’nın tinsel ve anlaşılmaz mevcudiyetinin izlenimi de zihinde canlandırılabilir ve biçimlerden tamamen arınmış yürekte seçilebilir.

Gezginci:              
– Yolculuklarım sırasında kurtuluşlarını düşünen dindar kimselere rastladım. Bu kimselerin içsel uygulamaya girişmekten korktuklarını gördüm. Böyle bir işe kalkışmanın yanılgı içine düşmek ya da büyülenmek olduğunu söylediklerini işittim. Birçoğuna “Philokalia”dan Sinaitli Gregorios’un bu konudaki öğretilerini okudum. Okuduklarımın yararı dokundu. Gregorios şöyle diyor: “Zihin faaliyetinin tersine, yürek faaliyetinde yanılma olamaz. Çünkü şeytan yürek sıcaklığını kendi kudurgan ateşine, ya da yürek sevincini iç karartıcı dünyasal zevklere dönüştürmek istese bile, zaman, deneyim ve duygu onun foyasını çıkartarak bu kurnazlığını, dalaveresini bu konularda bilgisi olmayan kimselere gösterir.” Eskiden sessizlik yoluna girerek yürek duasını uygulamış, ama daha sonra bazı engellerle karşılaştıkları ya da günah işledikleri için cesaretsizliğe kapılarak uyguladıkları içsel yürek faaliyetinden vazgeçmiş kimselere de rastladım. Profesör.
– Bu çok doğal. Ben de, iç dengemi yitirince ya da bazı günahlar işleyince bazı durumlarda aynı şeyi hissettiğim olmuştur. İçsel yürek duası mademki kutsal bir uğraş, Tanrı’yla bir olmak demektir, öyleyse Tanrı’ya yeniden dönmek için, önce uygun bir biçimde içten pişmanlık duymadan ve sessizce tövbe etmeden, günahla alçalmış yüreğe kutsal bir şeyin girmesine engel olacak yerde, onu sokmaya çalışmak haddini bilmezlik olmaz mı? Ve böyle bir davranış kutsallığa hakaret sayılmaz mı? Tanrı huzurunda şaşkın ve karanlıklar içindeki bir yürekle “anlamsız sözler” etmektense suskun durmak daha iyi değil midir?
Rahip:              
– Böyle düşünmenize üzüldüm. Bu umutsuzluğa kapılmak demektir, yani karanlıklar dünyasının bizlere karşı kullandığı en temel silah ve günahların en kötüsüdür. Deneyim sahibi Kilise Babaları bu konuda tamamen başka düşünüyorlar. Saygıdeğer Niketas Stethatos diyor ki: “Günaha düşmüş hatta boğazınıza kadar gömülmüş olsanız bile yılgınlığa kapılmamalısınız, vakit yitirmeden Tanrı’ya yönelin, o düşmüş yüreğinizi hemen yeniden kaldıracak ve size eskisinden daha çok güç verecektir. Bir süre için güneş ışınlarına tutulan iltihaplanmış yaralardaki iltihap nasıl etkisini kaybediyorsa, yüreğinizin günahla her kirlenişinden, her düşüşünden sonra vakit geçirmeden yüreğinizi iyileştirsin ve temizlesin diye Tanrı huzuruna çıkartmalısınız. Tinsel yazarların çoğu tutkularımızla, kurtuluşumuzun düşmanlarıyla olan anlaşmamız konusunda kesin bir görüş birliği içindedirler. Günaha bir kez bile düşmüş olsak hiçbir şekilde can veren faaliyetten yani yürekten yaptığımız Mesih İsa yakarışından vazgeçmemeliyiz. Günahlarımız, kendimizi kaygı içinde, bezgin ve üzgün hissettiğimiz için bizi Tanrı yolundan döndürmemeli, ne de içsel duayı söylememize engel olmalı, tersine bizi hemen Tanrı’ya döndürmeli. Aynen annesiyle birlikte giden, yeni yürümeye başlayan, yanlış adım atınca da hemen annesine dönerek ona yapışan küçük bir çocuk gibi.
Keşiş:              
– Kaygı verici düşüncelerin, yılgınlığa düşmenin, kuşkuların zihnin dağınık olmasından ve içimizde sessizliği koruyamadığımızdan ileri geldiğini düşünüyorum. Eski bilge Kilise Babaları, Tanrı’ya olan sarsılmaz güvenleriyle, huzur verici yalnızlık suskunluklarıyla yılgınlığı yenmiş, içsel aydınlığa ve güce erişmişlerdi. Ve bizlere şu çok yararlı ve değerli öğüdü bırakmışlar: “Odana çekil, tek söz etmeden öylece otur, yalnızlık sana her şeyi öğretecektir.”

Profesör:
– Keşişlerin çok değer verdikleri ve sizin açık açık yararlarını övdüğünüz keşiş yaşantısı ve sessizlik konusundaki düşüncelerimi eleştirmenizi size güvendiğim için saygıyla karşılıyorum. Ama şöyle düşünmeden de edemiyorum: Mademki bütün insanlar Tanrı tarafından verilen doğa yasasıyla zorunlu olarak birbiriyle ilişki içinde olacak, birbirlerine yardımcı olacaklar, birbirleri için çalışacak, karşılıklı yardımlaşmalarda bulunacaklar ve bireylerin toplum yaşamı ile bütünleşmeleri insanlığın yararına katkıda bulunacak ve bireylerin birbirlerine duydukları sevgiyi açığa çıkaracaklar. Öyleyse dünyadan elini eteğini çekerek insanlardan uzaklaşmış bir keşiş boş durarak insanlara nasıl yardım edebilir, cemiyetin yararına ne gibi katkıda bulunabilir? Böyle davranmakla, insanların sevgide birleşmelerini ve evrensel kardeşliği isteyen Tanrı’nın yasasını çiğnemiş olmuyor mu?
Keşiş:
– Keşiş yaşantısı ile ilgili düşünceleriniz yanlış. Çıkardığınız sonuçlar da doğru değil. Bunları bir bir ele alarak ayrıntısıyla inceleyelim.

  1. Tek başına sessizlik içinde yaşayan bir keşiş aylak aylak boş durmaz. Cemiyet içinde yaşayan bir kimseden daha çok çalışır. Elinden geldiğince bıkmadan usanmadan zihnini çalıştırır; uyanık kalır, meditasyon yapar; dikkatini ruhunun iç durumuna ve yaptığı aşamaya verir. Sessiz durmanın gerçek nedeni budur. Bu tutumla, kendi yetkinliğini sağladığı oranda ruhlarının yaşamını geliştirmek için kendi içlerine dikkatlerini veremeyenlere yardımcı olmaktadır. Çünkü sessizlik içinde uyanık durarak iç deneyimlerini gerek sözle (özel durumlarda) gerekse onları yazıya dökerek kardeşlerinin kurtuluşuna ve tinsel iyiliğine yardımcı olur.
                   Daha yüksek bir düzeyde daha fazlasını da yapar, çünkü basit bir hayırseverin basit duygusal sevgi gösterisiyle yaptığı iyilikler dünyada hep az sayıyla sınırlandırılmıştır, oysa içsel deneyimleri sayesinde tinsel gerçekleştirmeyi sağlayan, ikna edici çareleri göstererek iyilik yapan kimse bütün ülkelerin iyilikçisi durumuna gelir. Onun deneyimi ve onun öğretisi kuşaktan kuşağa geçer, eski zamanlardan günümüze kadar gelen bu bilgilerden yararlandık. Bu, Hıristiyanlık sevgisine ters düşmez, hatta sonuçları bakımından onu aşar bile.
  2. Yalnızlığa çekilen keşişin hemcinsi üzerinde yaptığı değerli ve yararlı etkisi yalnızca içsel yaşamla ilgili gözlemlerini iletmesiyle değil, aynı zamanda dinle ilgisi bulunmayan bir kimseyi örnek yaşantısıyla kendisini tanımayı ve Tanrı’ya saygı duymasını sağlamasıyla belli eder. Keşişlerden söz edildiğini duyan ya da bir keşişin kulübesinin önünden geçen bu dünyadaki bir insan içinde tinsel yaşama doğru bir eğilim duyacak, insanın bu dünyadaki rolünü düşünecek ve Tanrı’nın insanı yarattıktan sonraki o ilk mutlu duruma insanın yeniden erişebileceğini düşünecektir. Suskun keşiş suskun kalışıyla bile aynı zamanda yaşantısıyla çevresine iyilik yapmakta, din ve erdem konusunda örnek olmakta ve Tanrı’yı aramak konusunda çevresini ikna etmektedir.
    3. Burada belirtilen yarar sessizlik içinde kalarak gerçek anlamda eğitilmek ve Tanrı’nın lütfü tarafından aydınlanmaktadır. Suskun keşiş dünyanın ışığı olmak demek olan bu lütufa sahip olmasa da, dünyadan elini eteğini cemiyetten kaçmak amacıyla çekmiş olsa bile, yaratılış bakımından tembel biri olduğundan çalışmamak istemiş de olabilir; böylece başkalarına kötü örnek, ayırtıcı örnek olsa bile, yalnız kendisine büyük yarar sağlamakla kalmayacak, yaşadığı cemiyeti, aynen bir bostancının meyve vermeyen ağacı budaması ve bitkilerin daha iyi gelişmesi için yabani otları ayıklaması gibi iyi yönde etkileyecektir. Keşiş kendi kulübesine çekilerek günah eğilimlerinden kurtulabilirse çok şey yapmış sayılır, cemiyet de bundan yarar sağlar. İnsanlar arasında iken kaçınılması mümkün olmayan daha çok sayıda günah eğilimine düşmüş ve hemcinsinin ahlakını bozmuş olacaktı.
                   Suriyeli ermiş İsaak keşiş yaşantısını şu sözlerle övüyor: “Terazinin bir kefesine bu dünyadaki yapılan işleri, öteki kefesine de suskun yaşantıyı koyarsak dengenin ikinci kefenin lehine bozulduğunu görürüz; bu dünyada mucizeler, harikalar yaratanlarla suskun yaşantı içinde yaşayan keşişleri bir tutmayın. Keşişlerin suskunluğunu bu dünyadaki açgözlü insanların doymak bilmezliğine yeğ tutun. Kendini günahın bağlarından kurtarman tutsaktan boyunduruklarından kurtarmaktan daha iyidir.”
                   Keşiş yaşamının yararlı olduğunu putperest bilge kimseler de kabul etmişlerdir. Platon’un yönetimi altında, pek ünlü yandaşları kendi içinde barındıran Neo-Platon Felsefe okulu, özellikle suskunlukla elde edilebilen ruh gözüyle seyretme yaşam biçimini epey geliştirmişti. Bir tinsel yazar şöyle diyor: “Ülkenin eğitim ve refah seviyesini en üst dereceye çıkarmış bir devlette bile, geçmiş çağlardan bize kadar gelen ve gelecek kuşaklara devredeceğimiz gerçeğin Ruhu korunsun diye alışılmış görevlerini yapan yurttaşlardan ayrı olarak kendilerini ruh gözüyle seyredişe verecek insanların bulunması gereklidir.” Bu insanlar Kilise içindeki keşişler, rahipler, çekilginlerdir.
    Gezginci:
    – Keşiş yaşantısının suskunluğunu ermiş Johannes Klimakos kadar övmüş başka bir kimse daha olduğunu sanmıyorum. Şöyle diyor: “Suskun durmak duanın anasıdır, günah tutsaklığından kurtulmaktır, erdemde göze çarpmayan adımlarla ilerlemektir, cennete doğru kararlı bir şekilde yükselmektir.” Evet, İsa’nın kendisi de, sessizliğe çekilmenin yararını ve gerekliliğini bizlere göstermek için sık sık halka verdiği vaazlarına ara vererek dua edebileceği, dinleneceği ıssız yerlere çekiliyordu. Sessizce ruh gözüyle seyreden kimseler Kilise’yi gizli ve sürekli olarak dualarıyla ayakta tutan temel direklerdir. Çok eski zamanlardan beri birçok dindar müminin, hatta kralın, çevrelerinde yaşayan keşişleri ve dünyadan el etek çekmiş suskunluk içindeki bu insanları ziyaret ederek güçlenmek ve kurtuluşa kavuşmak için onların hayır dualarına başvurduktan görülmüştür. Şu halde suskun keşiş bir kenara çekilip dua ederek de insanlara yardım etmiş ve onların mutluluğu ve iyiliği için çalışmış oluyor.
    Profesör:
    – İşte, anlamakta zorluk çektiğim bir nokta daha: Biz Hıristiyanlar birbirimizden birbirimiz için dua etmeyi istemeği alışkanlık haline getirmişiz. Bir başkasının benim için dua etmesini istiyor, Kilise’nin bir bireyine özel bir biçimde güven duyuyorum. Bu sadece kendimi sevmekten ileri gelen bir istek olmasın sakın? Bu, başkalarından duyduğumuz şeyi hiçbir ciddi bir temele dayanmadan geçici hevesimizi gidermek için söylediğimiz bir alışkanlık olmasın sakın? Her şeyi önceden gören ve her şeyi insanların isteklerine göre değil de kendi bildiği gibi yapan, kutsal İncil’in dediğine göre, daha isteğimizi dile getirmeden her şeyi bilen ve ona göre karar veren Tanrı, insanların aracılığına neden gerek duysun? Birçoklarının duaları, O’nun kararlarına bir kişinin duasından daha güçlüce etki etmesi olası mıdır? Bu durumda Tanrı insanlar arasında ayrım gözetmiş olmuyor mu? Herkes kendi davranışlarından dolayı kınanacak ya da övülecek olduğuna göre bir başkasının duaları gerçekten beni kurtarabilir mi? İşte bu nedenle bir başkasından bizim için dua etmesini istemek, bence, karşılıklı olarak hoşa gitme isteğini ve alçakgönüllülük belirtilerini kapsayan tinsel dalkavukluğun dindarca gösterisinden başka bir şey değildir.
    Rahip:              
    – Basit bir görüşle dıştan bakıldığında mesele böyle görülebilir. Ama içsel yaşamın deneyimleriyle derinleşmiş, Tanrı esini ile aydınlanmış tinsel ayırt etme yetisi daha uzağa giderek, meseleyi daha derinlemesine düşünür, ileri sürdüğünüz fikirlerden çok daha değişiklerini gizemli bir biçimde açığa çıkarır. Bunu daha açık ve daha çabuk bir şekilde anlayabilmek için bir örnek alalım ve sonra da bunun doğruluğunu Tanrı sözüne göre inceleyip saptayalım. Varsayalım ki bir öğrenci eğitim görmek amacıyla bir öğretmenin yanına gidiyor. Yeteneksizliği, daha çok tembel olması, dikkatini bir şeye verememesi öğrencinin derslerinde başarılı olmasına engel oluşturmaktadır. Bu yüzden onu iyi sonuçlar elde edemeyen tembeller kategorisine koymuşlardır. Öğrenci başarısızlıklarından dolayı epey üzüntü duymakta ve ne yapacağını şaşırmış bir haldedir. Kusurlarını nasıl düzelteceğini bilememektedir. O sıralar başka bir öğrenciyle karşılaşır; bu öğrenci sınıf arkadaşlarından biridir; daha yetenekli, daha çalışkan ve daha başarılı biridir, ona derdini açar. Öbürü onunla ilgilenir ve kendisine birlikte ders çalışmalarını önerir. Ona şöyle der: “Gel birlikte çalışalım, daha gayretli, daha neşeli, daha başarılı oluruz.” Böylece birlikte çalışmaya başlarlar. Anlamadıkları konuları birbirlerine anlatmaya çalışırlar. Her ikisinin de ödevleri aynıdır. Aradan bir süre geçtikten sonra görülür ki, ilgisiz öğrenci çalışkan olup çıkmıştır; ödevini artık seve seve yapmaktadır, savsaklığı yerini büyük isteğe bırakmıştır, zihni açılarak iradesiyle davranışını etkiler duruma gelmiştir. Daha akıllı öğrenciye gelince, o da daha yetenekli ve daha özenli biri olmuştur. Bu karşılıklı etki sayesinde karşılıklı olarak yararlar elde etmiş oldular. Bu da çok doğal bir şeydir, çünkü insan toplum içinde doğar; başkalarının aracılığıyla aklını geliştirir; tutumunu, terbiyesini, iradesini düzeltir; kısacası, her şeyi hemcinsleriyle olan ilişkisinden elde eder.
                   Mademki insanların yaşamı birbirlerine olan çok sıkı ilişkilerden, birbirlerine yaptıkları çok güçlü etkilerden ibarettir, öyleyse belirli bir kategorideki insanlarla yaşayan bir kimse onların alışkanlıklarını, davranışlarını ve yaşayış biçimlerini alacaktır. Böylelikle soğuk insanlar coşkulu olacak, alıklar daha gelişmiş kavrama yetisine kavuşacak, tembeller de çevrelerine karşı duydukları aşırı ilgi sayesinde daha çalışkan olacaklardır. Akıllı bir insan aklını başka bir akıla iletebilir; bir başkasını uygun bir biçimde etkileyebilir; onun dikkatini toplayarak dua etmesini sağlayabilir; onu bezginlik halinde iken yüreklendirebilir, kötülükten vazgeçirebilir, iyi işler yapmaya yöneltebilir. İşte karşılıklı yardımlaşmayla insanlar daha coşkulu, daha alçakgönüllü ve tinsel alanda daha aktif duruma gelirler. Başkaları için dua etmenin sırrı işte budur. Bu da Hıristiyanlar arasında neden birbirleri için dua etme gibi bir alışkanlığın olduğunu gösterir.
                   Bu, bizim, kendilerinden şefaat dilenmesinden hoşlanan bu dünya büyüklerinde olduğu gibi Tanrı’nın hoşuna gittiği için değil de, duanın kendi özünde dua edilen kimsenin ruhunu arındıran ve yücelten ve o kimseyi Tanrı’yla birleşmeye hazırlayan bir gücün var olduğunu görmemizi sağlar.
                   Karşılıklı birbirimiz için yaptığımız dualar dünyada yaşayan insanlara o kadar yararlı oluyorsa, bu dünyayla öbür dünyayı birleştiren çok sıkı bağlar gereğince bu dünyadan göçüp gidenler için de yararlı olacaktır kuşkusuz. Bu dünya Kilisesine mensup insanlar ile öbür dünya Kilisesine mensup ruhlar işte bu şekilde birleşebilirler. Ya da, aynı anlamda, Kilisenin birliğinde ölülerle hayatta olanları birleştirebilirler.
                   Bütün bu söylediklerim psikolojik bir kanıtlamadır, bunun doğruluğunu saptamak için Kutsal Kitabı açıp bakmak yetecektir.
    1.  Mesih İsa havari Petrus’a şöyle der: “İmanın sarsılmasın diye senin için dua ettim.” Gördüğünüz gibi burada İsa’nın yapmış olduğu duanın gücü havari Petrus’un ruhuna güç katmakta ve imanı denemeye tabi tutulan ruhunu yüreklendirmektedir.
    2.  Havari Petrus hapiste iken “cemaat, ara vermeden onun için dua ederdi” (Hav.İş.12,5). Bu bize yaşam yolunda karşılaşılan zorluklarda insanların birbirleri için yaptıkları duanın ne kadar yararlı bir şey olduğunu gösteriyor.
    3. Başkaları için yapılan dua üstüne en açık buyruk havari Yakup tarafından verilmiş: “Günahlarınızı birbirinize itiraf edin ve birbiriniz için dua edin. Erdemli bir insanın ateşli ve etkili duası büyük bir iyiliktir” (Yak.5,16). Yukarda gözler önüne serdiğimiz, psikolojik kanıtların açık doğrulaması işte bunlardır. Havari Pavlus’un örneğine ne demeli? Bir yazar, onu örnek alarak birbirimiz için dua etmenin ne kadar gerekli olduğunu anlamalıyız diyor, çok güçlü ve çok aziz bir çilekeş bile başkalarının dualarına gereksinme duyduğuna göre. İbranilere Mektup’ta dileğini şöyle dile getiriyor: “Bizim için dua edin. Temiz bir vicdana sahip olduğumuza ve her yönden olumlu bir yaşam sürdürmek istediğimize eminiz” (İb.13,18).
                   Bu sözleri dikkatle incelediğimizde yalnız kendi dualarımıza güvenmenin ne kadar akılsızca bir davranış olduğu ortaya çıkıyor. Lütufla dolu aziz bir insan alçakgönüllülükle İbranilerden dualarını kendisininkiyle birleştirmesini istiyor. Alçakgönüllülük ve sevgi yüzünden imanı en zayıf kimselerin dualarını bile hor görmemeli ve reddetmemeliyiz. Havari Pavlus’un aklı bu konuda en ufak bir tereddütte bile düşmüyor ve herkesten dua etmelerini istiyor. Havari, Tanrı gücünün zayıflarda ve sevgide en yetkin duruma geldiğini, bazen de iyi dua etmesini bilmeyenlerde ortaya çıktığını iyi bilmekteydi.
                   Bu örneğin bize öğrettiklerinden başka birbirimiz için yaptığımız duaların Tanrı tarafından kurulan Hıristiyan sevgi birliğini güçlendirdiğini, dilekte bulunan kimsenin tinsel alçakgönüllülüğünü arttırdığını, dua eden kimsenin aklını da adeta beraberinde sürüklediğini görüyoruz. Karşılıklı olarak birbirinize destek olmamızın nedeni işte budur.
    Profesör:
    – Yaptığınız analiz ve gösterdiğiniz kanıtlar çok güzel ve çok doğru.  Bize başkaları için nasıl ve ne biçimde dua etmeliyiz, onu gösterirseniz bizi memnun etmiş olurdunuz. Bu duanın verimliliği, insanlara somut bir yarar sağlamasından ve dua eden kimsenin aklının kendisi için dua edilmesini isteyen kimsenin aklı üzerine yaptığı sürekli etkiden geliyorsa, o zaman ruh bu durumuyla Tanrı’nın sürekli mevcudiyetinden uzaklaşmak ve ona içini açmak yerine dikkatini başka yere çevirmek tehlikesiyle karşı karşıya kalmaz mı? Gün boyunca hemcinsimizi bir iki kez sevecenlikle, Tanrı’nın yardımını dileyerek düşünmemiz, onun ruhunu etkilemeye ve güçlendirmeye yetmez mi? Kısacası, başkaları için nasıl dua edilir onu öğrenmek istiyorum.
    Rahip:              
    – Tanrı’ya sunulan dua nasıl olursa olsun bizi Tanrı’nın mevcudiyetinden uzaklaştırmamalıdır. Uzaklaştıramaz da. Çünkü dua Tanrı’ya sunulmuşsa, bu kuşkusuz onun huzurunda yapılmış sayılır. Yönteme gelince, böyle bir duanın gücü hemcinsimize duyulan gerçek Hıristiyan sevecenliğine dayanır ve o kimsenin ruhuna bu sevecenlik derecesinde etki eder. Onun için, başkası için dua ettiğimizde, o kimseyi Tanrı’nın mevcudiyetinin yanına sokmaya çalışarak şu sözlerle dua edelim: “Ey esirgeyen Tanrım, herkesin kurtuluşa kavuşmasını ve gerçeğin bilincine varmasını isteyen iraden gelsin, kulun N. . . ye yardım et ve onu kurtar. Bu isteğimi bir sevgi çığlığı olarak kabul et.”
    Bu duayı içinizden geldiği her zaman yineleyebilir ya da tespihinizle birlikte söyleyebilirsiniz. Bunun, dua edeceğiniz kimseye ne kadar yararlı olacağını deneyimlerime dayanarak biliyorum.
    Profesör:              
    – Görüşleriniz, ortaya attığınız kanıtlar, yapıcı konuşmanız ve bütün bunlardan çıkan düşünceler öylesine değerli ki, onları özenle kafamda tutmaya çalışacağım. Size her şey için en içten teşekkürlerimi sunarım.
    Gezginci ile Profesör:
    – Artık gitmek zamanı geldi. Yolculuğumuzun iyi geçmesi için sizin hayır dualarınızı istiyoruz.

Starets:
– Sonsuz birleşmenin kanı ile koyunların Yüce Çobanı olan, Rabbimiz Mesih İsa’yı ölüler arasından dirilten barış Tanrı’sı kendisine hoş geleni İsa aracılığıyla sizde gerçekleştirerek, sizi her iyi şeyde kendi iradesini yapabilecek duruma soksun. Tanrı’ya ebediyen şükürler olsun. Âmin.

Sayın okuyucu kardeşim, okuduğunuz kitap hakkındaki düşüncelerinizi bize yazmak isterseniz bizi sevindirmiş olursunuz. Mesaj yazmak için alttaki linki tıklayınız.

http://www.meryemana.net/merye/tr/kontakt.php

 

BİYOGRAFİK BİLGİLER

Athoslu Athanasios

Athos’taki (Aynaroz) Büyük Lavra manastırının kurucusudur.
920 yıllarında Trabzon’da doğdu. Bursa’da Kyminas dağında rahip oldu. Orada kesiş olarak yaşadı. 958 yıllarında Higumenos olarak atan­mamak için Athos’a kaçtı. Yalnız yaşayan keşişler arasında takma adla saklandı. Arkadaşı Nikephoros Phocas tarafından bulundu. Meryem Ana’ya adanacak bir kilise ve bir manastır inşa etmesi için ona yüklüce para verdi. Lavra manastırı Athos’ta inşa edilen ilk manastırdır.

Nikephoros Phocas 963 yılında imparator ilan edildi. Athanasios arkadaşının kendisini onurlarla boğmaması için Kıbrıs’a kaçtı. Ama daha sonra yalnız yaşayan keşişlere manastır kurallarını uygulamaya kalkınca güçlüklerle karşılaştı ve geri döndü. 1003 yılında beş rahiple birlikte bir tonozun altında kalarak can verdi. Aziz Athoslu Athanasios bayramı 5 Temmuzda kutlanmaktadır.

 

Kallistos Telikudas

Kallistos ve Ignatios Xantopulos çilekeş ekolüne aitti. ”Hesychast’ın Uygulaması Üstüne” adlı küçük bir yapıtı bulunmak­tadır. Migne tarafından yayınlandı (P. G. c. 147, diz. 817-825).

Kallistos ve Ignatios Xantopulos

Kallistos 1397 yılında İstanbul’da patriklik yaptı. Arkadaşı ile birlikte hesychastçılar için çile üstüne bir kitap yazdı (P. G. c. 147).

 

Aziz Rostoflu Dimitri
Kazak bir subayın oğludur. 1668 yılında papaz oldu. 1701 yılında Büyük Petro tarafından Rostof (Moskova yakınlarında) episkoposluğuna getirildi. Papazların ve Hıristiyanların gevşekliğiyle var gücüyle mücadele etti. Disiplini kurdu.
               Birçok vaazı ve inceleme yazısı vardır. Mezhepler üstüne bir anket kitabı da vardır. Tüm yaşamını azizlerin yaşamının bayram tarihle­ri sırasına göre yer aldığı dinsel Rus takvimini kaleme almaya harcadı. Kiev’de 1684 yılında başlayan yayın işleri ancak 1705 yılında bitebil­di. Bu yapıtında ve bir vaazında “Meryem Ana’nın Günahsızlığı” doğmasının lehinde yazmıştır.
 1752 yılında vücudu mezarında bozulmamış halde bulundu. 1757 yılında aziz ilan edildi. Azizin bayramı 21 Eylülde kutlanıyor.

 

Aziz Suriyeli Efrem (302- 378)
Nuseybin’de doğdu. Anne ve babası putperestti. Kıldani ve Süryani Kiliselerinde anılan ve en çok okunan duaları ve ilâhileri Efrem besteledi. Bu Kiliselerin en büyük din bilginidir. Efrem özellikle Kutsal Kitapları yorumlamasıyla tanınıyor. Yapıtları Yunancaya, Arapçaya ve Ermeniceye çevrilmiştir. Gençliğinde azizleri örnek almış, Kutsal Kitapları ezberlemiş, kendini tamamen Tanrı hizmetine ve insanların sevgisine vererek dağa çekilmişti. Urfa’daki ilahiyat Üniversitesinin Rektörü seçilmiştir. Daha sonra Mısır’a giderek oradaki rahiplerle ve Kapadokya Episkoposu Aziz Basilios’la temas etmiştir. Vaazlarında daha çok Son Yargılanma gününden söz ediyordu. 9 Haziran 373’te öldü.

 

Gregorius Palamas

1296’da doğdu. 1347’de Selanik Başepiskoposu oldu. 1359’da öldü. Hesychasm yandaşı olan Gregorios Palamas, hesychastçıların doktrinlerini dogmatik bir temele dayandırmaya çalışmıştır. Ya­ratılmamış ışık ve Tanrı’nın özü ile enerjileri arasındaki farklılıklar üstüne yazdığı tezler dinsel tartışmalara neden olmuştur. Düşünceleri Batı Dünyasında ne yazık ki uzun süre iyi anlaşılamamış ve eleştirilmiştir. Günümüzde ise birçok yazar tarafından olumlu bir açıdan ele alınmaktadır.

Sinaitli Gregorios
Athos’lu bir keşiştir. XIII. Yüzyılın ikinci yarısında doğdu. 1346’larda öldü. Sina dağından gelip Athos’a hesychast geleneğini yerleştirdi. Sürekli duayı yeniden yürürlüğe koydu. Hesychastçılar arasındaki büyük kavgalar arasında (1320-1340) Athos’u terk ederek Bulgaristan’a yerleşti; orada Kavaklı kenti yakınlarında bir manastır kurdu. Yaşamını anlatan Yunanca metni Pomialovski tarafından 1894 yılında Petersburg’da, (Slavca metin, P. Syrku, Petersburg, 1909, Yapıtları da Migne, P. G. c. 150’de) yayınlandı.

Hesychasm:
Hesychasm, İsa duası, yüreğin gizemliliği üstüne yazılmış birçok kitap bulunmaktadır.
Batıda R. P trence Hausherr bu konuda uzman kişidir. Yapıtlarının çoğu Orientalia Christiana dizisinde yayınlandı. Yapıtlarından bazıları şunlardır: İçsel Duanın bir Rus Gezgici, Or. Christ., c. VI. s. 174-176; Hesychastçının Dua Etme Yöntemi, Or. Chris. c. IX. S. 109-219; Doğu Tinselliğinin Büyük Akımları, Or. christ., 1935, s.328-360; Hesychasm – Tinsellik Üstüne İnceleme, Or. Christ., 1956, s. 540 ve 247-275. Mesih’in Adları ve Dua Yolları, Roma, 1960.

 

Hesychius
 V. yüzyılda yaşamış bir keşiştir. Kutsal Kitabın istiareli yorum­larının yazarıdır. Gezgincinin değindiği metin aynı adlı başka bir keşişe, Johannes Klimakos’un öğrencisi olan Batoslu Hesychius’a ait­tir.

Aziz İrkutsklu İnnokentios (1682-1741)
İnnokentios İrkutsk’un ilk episkoposu olur. Küçük Rusya’da olan Çernigov’da doğdu, eğitimini Kiev’de kolejlerde yaptı. Mosko­va’da Slav-Yunan-Latin Akademisinde profesörlük yaptı; sonra Petersburg’daki Aleksander Nevski Lavra sında başrahiplik görevini üstlendi.
               Episkopos unvanı ile Çin’e görev için gönderildi. Beş yılını Selenginsk’te geçirmek zorunda kaldı. 1727 yılında Irkutsk episkoposu oldu.
               Yolsuzluklara karşı çıkması, ahlâkın düzeltilmesine çalışması, gösterdiği sabır, tatlılık ve sevgi ona azizlik ününü getirdi.
               1805 yılında, kalıntıları, önünde saygı gösterilmesi için halka açık tutuldu. 26 Kasımda bayramı kutlanıyor.

 

Suriyeli veya Niniveli İsaak
VII. Yüzyıl sonunda yaşamış çile adamıdır. Arap yarımadasında doğdu. Genç yaşında Musul’un otuz kilometre kuzeyindeki cebel Makub’daki Mar Mattay manastırına girdi.
               Ninive episkoposluğunda patrik Georgios (660-680) tarafından yetiştirildi. Ancak yerel papazların bir yabancıyı çekememezlikleri yüzünden orada tutunamadı ve beş ay sonra orayı terk etti. Rabban Şabor manastırında okuma ve çileler yüzünden kör oldu ve ilerlemiş bir yaşta öldü.
               Yapıtları XVIII. yüzyılda Nikephoros Theotoki tarafından Yunancaya çevrildi. Birkaç alıntıya Migne’de rastlayabiliriz (P. G. c. 86, süt., 811-886). Çeşitli yirmi beş vaazı elli üç bölüme ayrılmış durumda. Liber de Contemptu Mundi adıyla yayınlandı. Aynı kitap Yunanca ve Slavca yazılmış Philocalia’da yer alıyor. Rusya’ya bu yolla geçtiği sanılıyor. Dostoyevski’nin Karamazof Kardeşler Simerdyakov’un Suriyeli İsaak’ın devamlı okuyucusu olduğunu anımsayalım.
               Suriyeli İsaak’ın konuşmaları Khristianskoe Tchtenie dergisinde 1821 ila 1849 yıllan arasında Rusça olarak yayınlandı.

 

Aziz Belgorodlu Yosaphat
1705’de doğdu, 1754’de öldü. On sekiz yaşında iken rahip oldu.
Yazdığı çeşitli yapıtlarından Yedi günahın Yedi Erdeme Karşı Savaşı adlı yapıtı 1892 yılında Kiev’de yayınlandı. Aziz Yosaphat’ın soyunun devam ettiği görülüyor. Burada söz konusu olan 1758’den beri Belgorod ve Kursk episkoposu olan ve 30 Haziran 1763’te ölen, uzun süre papazlık yapan ve papaz okulunda profesörlük yapan ve evli olan bir başka Yosaphat (Mitkeviç)’ dir.

 

Aziz Johannes Klimakos veya Sinaitli (525-616)

Tasavvuf alanında büyük bir bilgindir. Tüm yaşamını yalnız başına kutsal bir dağın eteğinde geçirmiştir. Sadece birkaç yıl Sina Dağında bulunan Azize Katerina manastırını idare etmiştir.
               En ünlü yapıtı Cennetin Merdivenidir. Yapıt özdeyişlerle dolu kapalı bir stilde yazılmıştır. Bu mükemmellik üstüne yazılmış kitap Evagre’m, Nysseli Gregorius’un ve Origenes’in mistik eğilimine bağlı kalmıştır. Fransızca çevirisi Arnaud d’Andilly tarafından 1661,1670 ve 1707 de L’Echelle Sainte ou Les Degres Pour Monter au Ciel adıyla yayınlanmıştır. İsa’nın duasıyla ilgili ilk atıştırmaya bu kitapta rast­lanıyor. İsa’nın duası ile ilgili ilk ifadelerin birisi olan “İsa’nın duası so­luk almanla bir olsun ki suskunluğun ve yalnızlığın ürünlerini tanıyabilesin” (P.G. c. 88, diz. 1112c) Cennetin Merdiveni kitabında bulunur.

Johannes Damaskenos (700 -750)
Kudüs’teki Aziz Sabbas manastırında bir keşişti. İkona tartışmasının ilk devrelerinde ikonaların savunucusu olarak çok önemli rol oynamıştır.
               En önemli yapıtları İkona Düşmanlığına Karşı Üç Söylev (726-737) Bilginin Kaynağı. Felsefi ve tanrıbilimsel doktrinlerin geniş sen­tezini içerdiği gibi başlıca din sapkınlıklarına değinen bu kitap Yunan Ortaçağının dogmatik el kitabı olmuştur.
               XII. Yüzyılda Latinceye çevrilmiştir. Bu kitap Aquinolu Thomas tarafından da biliniyordu. Meryem Ananın Doğumu ve Ölümü Üstüne Dinsel Söyleşiler başka bir kitabıdır (Soures Chr., no 80).

Karpathoslu Johannes
Büyük olasılıkla VII.-VIII. yüzyıllarda yaşadı. Kimine göre episkopos kimine göre keşişti ve Karpathos adasında yaşadı. Yapıtları Migne’de, P. G. c. 85, diz. 791 den 826.

 

Büyük veya Mısırlı Makarios (300-390)

Altmış yıl boyunca yalnız başına Skete çölünde yaşadı. Yukarı Mısır’da doğdu. Aziz Antonius’un öğrencisiydi. Ona atfedilmiş olan yapıtlardan sadece V. yüzyıldan beri bilinen Genç Rahiplere Mektuplar ona mal edilebilir. Migne’nin Yunan Kilise Babalarının tüm yapıtlarının 34ünçü cil­dini dolduran elli dinsel söyleşi birçok tartışmalara neden olmuş ve sahte olarak kabul edilmiştir.

 

Keşiş Markos (430’larda öldü)
V. yüzyılın başlarında yaşamış çile üstüne yapıtlar vermiş bir ya­zar. Chrysostomos’un öğrencisidir. Ankara’daki bir manastırda başrahiplik yapmış.
Çile üstüne dokuz incelemesi bulunuyor, en tanınmışı De Lege Spirituali’dir. Bir de iki tane dogmatik incelemesi var. Bir tanesi Nesturilere karşıdır.
Migne’nin yapıtlarında, P. G. c, 65, diz. 905-1140.

 

Maximos Confessor (580-662)
VII. Yüzyılın en büyük Yunan Tanrıbilimcisidir. Önceleri impara­tor Heraclius’un özel sekreterliğini sonra da İstanbul yakınlarındaki Chrysopolis (Üsküdar) manastın başrahipliğini yapmıştır.
Monothelit sapkınlığına karşı savaşını vermiş, sonunda Kuzey Afrika’ya ve Roma’ya sığınmak zorunda kalmıştır.
653 yılında tutuklanıp Bizans’a geri getirilip inancı uğruna ona acı çektirilmiştir. Son günlerini sürgünde bir manastırda bitirmiştir.
Pseudo-Dyonisyos’un yorumlayıcısıdır. Doğunun büyük mis­tiğinin doktrininden tüm neo-Plâtonizm izlerini silmiştir. Batıda Johannes Scotus Erigena tarafından tanınmıştır.
Fransızca: Maximos Confessor, Centuries sur la Charite (Sources Chr. n. 9); H. Vdn Balthasar, Liturgie Cosmique, Mevtime le Confes-seur, Paris, 1947.
Maximos’un ayin üstüne bir yorumu “Mystagogie”, İrenikon’da Fransızca olarak 1936.1937.1988’de yayınlandı.

 

Çok Mutlu Nikephoros
Athos’ta keşiş (XIV. yüzyıl). Yüreği Sakınmak adlı yapıtın yazarı (Migne, P. G. c. 147. diz. 988-996) ve belki de yanlış olarak Simeon Yeni Tanrıbilimciye mal edilen Dua’nın Üç Biçimi ya da Hesykasçıl Dua Yöntemi adlı kitabın yazandır.

Niketas Stethatos veya Niketas Pectoratus
XI. yüzyılın ortalarına doğru Studion (bugün İmrahor) manastırında keşiştir. Simeon Yeni Tanrıbilimcinin coşkulu öğrencisidir. Latinlere ve Ermenilere karşı yazılmış birkaç saldırgan yapıtı vardı. Ama yapıtlarının temelini çilekeş ve mistik öğreti oluşturur.
Yapıtında tinsel yaşamın üç derecesi üstüne Simeon’un ve aziz Maximos’un doktrinin yeniden ele almıştır.

Aziz Simeon Yeni Tanrıbilimcinin Yaşamı adlı yapıtı Fransızcaya P. Hausherr tarafından çevrildi (Orient. Chris. c. XII, Temmuz-Eylül 1925). Bak. Tinsel Cennet (Sources Chret. n. 8) ve Mektuplar ve Kitapçıklar (Sources Chret. n. 81).

 

Petrus Damascenus veya Petrus Mansour
1158 yıllarında yaşamış. Şimdiye dek yayınlanmamış birçok çile üstüne yazılmış yapıtın yazandır. Bak. J. Gouillard, XII. yüzyıldan bir tinsel yazar, Petrus Damascenus, Echos d’Orient. 38 yıl, 1939. s. 257-278.

Simeon Yeni Tanrıbilimci (949-1022)
Yunan Kilise’sinin en büyük mistiklerinden biridir. On dokuz yaşında imparatorluk sarayına girdi. Daha sonra Studion (bugün İmrahor) manastırına girdi, altı yıl içinde Agios-Mamas’ta higumen (başrahip) oldu. Bu görevde yirmi beş yıl kaldı.

Patriklikteki Nicomedialı Stephanos ile arasında geçen bir tartışma yüzünden bir süre için İstanbul’u terk etti. Ancak ölmeden önce yeniden saygınlığına kavuşturuldu. On, dört yaşından beri vizyon­lar gördü. Mısra halinde ilâhiler besteledi. Almanca çevirisi bulunuyor Licht vom Licht P. K. Kirchoff tarafından çevrilmiştir.

 

Tambovlu Teophanos(1515 1894)
Rahip, profesör ve 1859’da Tambov episkoposudur. 1866’da Visen manastırına çekildi ve ölünceye dek orada kaldı.
Birçok yapıtı vardı. Birçok kişiyle mektuplaştı ve eski yapıtları çevirdi, özellikle Philocalia’yı (Dobrotolubiye) Rusçaya çevirmiştir. (Moskova baskısı, 5 ciltlik, 1877 ve 1889).

 

Philadelphiyah Teoleptos
XIII. Yüzyılda yaşadı. Yapıtlarının çoğu henüz yayınlanmamıştır. Migne’de (P. G. c. 143. diz. 382-408) çile üstüne yazıları, dinden ayrılanlara karşı kalem tartışması ve Latinceye çevrilmiş birkaç ilâhisi bulunuyor.

Johannes Cassianus(435)
Büyük olasılıkla Marsilya yakınlarında 350 ila 360’da doğdu. Uzun yıllar Mısırlı rahipler arasında yaşadı.
Hesycastçı hareketi ve düşüncesini ilk kez Batıya getirendir. Yazılarında aziz Bendiktus’un kurallarını zikrediyor ve onun etkisi altında kaldığı görülüyor.

Starets ile ilgili bilgiler önsözde verilmiştir. İsa Duası ile ilgili bilgiler önsözde verilmiştir. Philocalia ile ilgili bilgiler önsözde verilmiştir.

 

Sayın okuyucu kardeşim, okuduğunuz kitap hakkındaki düşüncelerinizi bize yazmak isterseniz bizi sevindirmiş olursunuz. Mesaj yazmak için alttaki linki tıklayınız.


http://www.meryemana.net/merye/tr/kontakt.php

 

 

Bir Rus Gezgincinin Anıları YEDİNCİ ANLATI