/ Kitaplar / BEYİN DUAYA NASIL ODAKLANIR?

BEYİN DUAYA NASIL ODAKLANIR?

                                                       

Arhimandrit – Asterios   S .Hacinikolau

 

 

BEYİN DUAYA NASIL ODAKLANIR?

              

Beşinci baskı

İLAHİYATÇILAR DERNEĞİ ”KURTULUŞ.”

ATİNA  2015

Önsöz

Merhametli Tanrı bizi çevreleyen tüm görünen dünyayı yarattıktan sonra nihayet insanı yarattı ve onu Yaratılış Sarayının Kralı kıldı. İnsan Tanrı’nın en üstün yaratımıdır, dünyanın mücevheri ve  görünen evrenin  kralıdır. Çünkü insan materyal dünyanın hiçbir yaratığının sahip olmadığı bir şeye maliktir. Ölümsüz bir ruh taşıyor, bedeniyle materyal dünyaya faaliyetlerini sürdürüyor, aynı zamanda mantığı ve noetik ruhuyla manevi dünyaya ait oluyor. İnsan ”Tanrı’nın sureti ve benzerliğinde” yaratılmış bulunuyor.

”Tanrı’nın benzerliğinde” olduğu için mantıklı ve özgürdür. Düşünce sahibidir. Tüm  görünen yaratılış içinde sadece kendisi Yaradanı’nı düşünme üstelik Herşeye Gücü Yeten, Bilgeler Bilgesi, Mükemmel Tanrı’yla iletişim kurma gücüne sahiptir.

İnsanın düşüncesi onun üstünlüğünü  ortaya koyuyor ve Tanrı’yla iletişim kurma gücü onun uhrevi yeteneklerini belli ediyor.

Dua insanın şanıdır, diyebiliriz. Küçük ve zayıf insan sonsuz ve herşeye  gücü yeten Tanrı’yla konuşabiliyor!

Günaha düşmemizden sonra içimizdeki Tanrı’nın imajı yaralandı, zihin karardı, akıl karıştı ve dua zor oldu. İnsan günah ile Tanrı’yı kaybetti ve bu dünyadaki tüm mücadelesinin amacı Tanrı ile tekrar yüz yüze gelmektir.

Bu yüzden dua manevi hayatın en azından ilk aşamalarında orijinal çiftin Cennet’te iken Tanrı’yla iletişimi esnasında hoş olduğu kadar hoş değildir. Dua ilk başta mücadele ve emektir. Çünkü günaha dalmış doğamız bizi zorlaştırıyor. Çoğu kez yorgun düşüyoruz, moralimiz bozuk, kalbimiz soğuk ve alçak ilgi alanları ile içimizi kemiren tutkular benliğimize hüküm sürüyor. Bu yüzden dua etmeye  kalkıştığımızda çeşitli zorluklarla karşılaşıyoruz.

Devam eden birkaç sayfada duanın kutsal anında bizi rahatsız eden ve duanın kalitesini düşüren bu zorlukların biri üstüne duracağız. Bir bakıma, hepimizin yaşadığı olan zihnimizin dağılması pek sıktır. Dua ettiğimiz anda aklımız orada değildir. Başka yerlere geziyor.

Bu neye bağlı? Neden sadece ağzımız dua ediyor ve zihin duanın sözlerine uymuyor? Neden pek sık kelimeler durur ve düşüncemiz ve hayalimiz ile aniden başka diyarlara bulunuyoruz? Duanın daha doğru  olması ve ruhumuzun susuzluğunu giderebilmesi için bu tatsız durumun üstesinden nasıl kesin olarak gelebiliriz?

  Bu ilginç sorulara ileride kısaca  cevap vermeye çalışacağız.

 

 

 

1.DUA  ANINDA  ZİHNİMİZ NEDEN SÜRÜKLENİYOR?

 

 

 Duayı seviyorum. İnsanın Tanrı’nın önüne durması, sorunlarından bahsetmesi ve yardım istemesi harika bir fırsat olduğunu biliyorum. Aynı zamanda, mükemmel olmayan günahkar insanın Kutsallar Kutsalı Tanrı’yla konuşabilmesi büyük bir onurdur. Dua, mücadelemiz süresince, yorgun ruhumuzu teselli eden  ve ona umut veren çok güçlü ve etkili bir silahtır.

Tüm bu sebeplerden dolayı duayı seviyorum, dua etmek istiyorum, ve temiz  ruhumla, yüreğimde imanla, aklımı toparlayarak doğru bir şekilde dua edebilsem.    

 

                               

 Zihnin inanılmaz çevikliği  

                                            

Ne yazık ki çoğu kez başaramadığımın farkına varıyorum. Aklımı kısa bir süre olsa dahi duaya odaklayamıyorum. Haç cıkarıp başlıyorum. Birkaç kelime sarfediyorum ve bundan hoşnut oluyorum. Tanrı’yla  sohbet başladı. Ne  kadar güzel! Herşeyi tanıyan, herşeye gücü yeten  ve sadece benim iyiliğimi isteyen Kutsallar Kutsalı Tanrı Babamız’ın beni  duyduğunu düşündüğüm zaman kendimi ne kadar iyi hissediyorum.

Fakat  hemen sonra  dikkatim dağılıyor. Farkına vardığım anda  tekrar beynimi  duaya odaklıyorum. Ancak birazdan bir kez daha başka bir alemde bulunduğumu farkediyorum ve yeniden duanın sözlerine konsantre olmak ve Kutsal Tanrı’yla konuşmak için çaba harcamaya başlıyorum. Uzun süre geçmeden beni meşgul eden konulardan biri tekrar aklıma geliyor. Bunu hemen farkediyorum ve üzüntüyle kendi kendime soruyorum: Bu nasıl bir duadır?

Aman bu akıl! Ne kadar hızlı, ne kadar ele avuca sığmaz! Dört nala koşuyor, gidiyor, bir olaydan diğerine,yeryüzünden gökyüzüne, Amerika’dan Avustralya’ya, güneşten evrenin ucuna kadar, şimdiki zamandan geleceğe, aynı çeviklikle geçmişe, Mesih’in dönemine, oradan da daha da gerilere ta Yaradılış’ın başına transfer oluyor. Devasa bir hamleyle, hemen ardından uzak geleceğe, Tarihin sonuna ulaşabiliyor ve kıyametin koptuğunu düşünebiliyor!…

  Tüm bunlar  çok hızlı bir şekilde gözümün önünden geçiyor ve sadece bir an içinde birinden diğerine geçiyorum. Zaman mekan içinde, en yakına ve en uzağa, en eskiye ve en çağdaşa uzun mesafe kat ediyorum. Zihinle. Bizi çevreleyen evrenin en hızlı ulaşım aracı! Onu nasıl zaptedersin, ona nasıl hakim olabilirsin? İsyankar bir zihni nasıl terbiye edebilirsin?

 

 

Zihnin kötüye eğilimi

 

Ve en kötüsü zihnin sadece hareket etmesi değildir. Tehlikeli bir şekilde hareket ediyor, gitmemesi gereken yerlere, masumiyetinin tehlikede olduğu ve günahın bulaştığı mekanlara gidiyor. Üstelik bunu en kutsal anda ve en kutsal yerde yapabiliyor. Kutsal Ayin’in en kutsal anında bulunman ve düşünmemen gereken şeyleri düşünmen. Kilisenin kutsal alanında bulunman ve zihninin kin, intikam, kibir, öne geçme, şehvet ve her türlü pis günah içine boğulması..!

Zihin, Kutsal Babalar’ın dedikleri gibi ”Hızlıca uçan, küstah bir kuştur”, çabucak hareket ediyor ve utanmadan  yasak olan yerlere gidiyor. Pis bir kasap köpeğidir, ”katliamsever ve pisliksever bir köpek”.

Ζihnimiz  bize uymayan, günah dolu alçak alanlara hareket etme eğilimini taşıyor. Tanrı diyor ki: “…insan yüreğindeki eğilimler çocukluğundan beri kötüdür.” (Yaratılış 8: 21). Insan yüreğindeki eğilimler kötüdür”, üstelik “çocukluğundan”.

İnsanın günaha düşmesi ile içi zedelendi. Bu yüzden fazla çaba sarfetmeden zihin kötüye dalıyor, fakat birinin onu daha üst seviyeye ve maneviyata yöneltmesi için büyük çaba harcaması gerekiyor. İçimizde bir şeyler kırıldı ve ruhumuzda kötüye eğilim gelişti. İşte, zihni sıkça etkileyen ve bunaltan bu eğilimdir. Bu yüzden zihin duaya tahammül etmiyor ve gidiyor.

 

 

Şeytan da beynimizi kurcalayarak savaşıyor

 

Fakat bu kötülüğün başka nedenleri de vardır. Düzenbaz şeytan, iblistir. Kendisi tamamen karanlık bir ruh, düzelmez bir sapkındır, sadece kötülüğü düşünüyor, iyiliği asla düşünemez. Onun kötülüğü insanı kötüye sürüklemesi için, ona savaş açmasına itiyor. Bu yüzden, çoğu kez günahkar düşünceler ve zihnimizin dua süresince bölünmesi onun saldırılarının sonucudur. ”Düşmanın saldırıları aracılığıyla” zihin iyiden uzaklaşıyor ve kendisini enfekte eden, duadan koparan ve Tanrı’ya özgürce ulaşmasına engel olan birçok hesap kuruyor.

Eski  Ahit’te, peygamber Zekeriya bir vizyonunda, Herşeye Gücü Yeten Tanrı’nın önüne duran ”Rab’bin meleği ile” Yahudiler’in bir başrahibini gördüğünden bahsediyor. Kutsal vakit, Tanrı’nın   başrahibi için dua ve kutsal niyaz vakti. O  anda ”şeytan da ona karşı gelmek için onun sağına duruyor”.(Zekeriya 3:1). Kendisi mevcuttur, şeytan ise onu suçlamak,ona karşı savaşmak, onu endişelendirmek ve onun canını sıkmak için orada yanında duruyor. Onun sunumunu kirletmek için..Düzenbaz şeytan en kutsal dakikalarda bile, en kutsal alanlara ulaşabiliyor ve Tanrı’nın rahiplerine  ve başrahiplerine amansızca savaş açıyor!

Çünkü dua yüzünden yanıp tutuşuyor, onun lütfuna tahammül edemiyor. Bilhassa İlahi Liturji anında gücü felce uğruyor. Bu yüzden Tanrı’ya iman ve bağlılıkla dua eden ve huşu ve özveriyle İlahi Liturji’ye katılan  insana amansızca savaş açıyor.

Hatta şeytan, bazen dua anında dikkatimizi başka yere çekmek için bizi meşgul eden problemlerin çözümünü aklımıza getirebilir. Ayrıca, Tanrı’yla  iletişimizi kesmek için, güzel, manevi düşüncelerle  bize karşı savaşabiliyor. O anda iyi bir şey düşümemiz onun umurunda değil, onun huzurunu kaçıran ve canını sıkan  dua ettiğimizdir. Buna katlanamıyor. O alçak, duayı kessin diye  iyi şeyler düşünmemizi bile sağlıyor. Bu yöntemle, aklı duadan kopardıktan sonra, ileride ruha daha büyük zarar vermek için  zihne günahkar düşünceler sokarak frontal saldırıya geçecektir.

 

           * ***                ****                            ****

 

Diğer  yandan, zihnin çevikliğinin, kötüye eğiliminin ve şeytanın savaşının sonucu olarak duamız çoğu kez doğru bir şekilde yürümüyor ve hayatımızda onun faydasını göremiyoruz. Sonuç almadan, ruhumuz tatmin olmadan mücadele ediyoruz. Zihnin şaşkınlığı bizi yoruyor  ve genellikle hayal kırıklığına yol açıyor. Üstelik tüm bunların sonucunda, duamızın zayıf, coşkusuz, kansız, ateşsiz, nabızsız, cansız olduğunu ve zihnimizin oraya buraya dağıldığını farkettiğimiz için, kendimizi Tanrı’nın önünde suçlu hissediyoruz.

                                                                                 

2.BEYİN  DUAYA  NASIL ODAKLANIR?

                                                          

Ruhumuzun bu zayıf durumunun önüne nasıl geçebiliriz? Tanrı ile konuşmamız arasına kimse girmeden duanın soğuk, zoraki ve dinin yerine getirilmesi gereken temel görevlerinin bir sürecine dönüşmemesi için niteliğini yükseltmek amacıyla nasıl hareket etmeliyiz? Aklımızı duanın kutsal anına toplamamız için ne yapmalıyız? Bize, bu kadar zor ve başarılması hemen hemen imkansız görünen durumun üstesinden gelmemiz için nasıl hareket etmeliyiz? Duamıza ”ısrarla, uzun vade ile, ruhumuzda sızı ile ve kesin kararla” yani uzun süren yoğun çabayla, ruhumuzda acı duyarak , zihnimizi sabit tutarak ve kapsamlı bir şekide mücadele vererek  nasıl devam edebiliriz? Altınağizlı Aziz Yuhanna  şöyle  diyor: Bu şekilde dua etmek ”Bizi semalara yükseltendir”.

Bu zor ve ilginç sorulara sorumlu olarak birtakım  cevap vermemiz gerekiyor.

 

Dünyevi bir yöneticinin önüne nasıl dururuz?

 

Aziz Büyük Basilius bize bu mücadelemize yardımcı olabilmesi için bir misal veriyor. Efendisinin önüne duran ve onunla tartışan bir insanı önümüze sunuyor ve onun bu konuşma esnasında vermesi gereken dikkatten bahsediyor.

Hakikatten manzarayı gözümüzün önüne getirelim. Basit bir insan tabii ki dünyevi bir efendinin önüne bile büyük saygı ve korkuyla duruyor. Şüphesiz dışsel durumuna, hareketlerine ve genel tavrına dikkat ediyor. Efendisinin ona söylediği herşeyi çok iyi dinlemek ve anlamak için dikkat ediyor. Ayrıca düşüncelerini, sorularını, önerilerini, en önemlisi isteklerini çok dikkat ederek ifade ediyor. Bakışlarını onun şunun üzerine çevirmiyor ve muhtemelen orada bulunan diğer kişileri umursamıyor. Çok daha fazlası gözlerini görüşme yerinin dışına ve zihnini konuşma konusuna yabancı gelen diğer eylemlere çevirmiyor. Tüm dikkati, dışsel durumunun, bakışlarının ve tüm içsel dünyasının, ruhi bağımlılığının, zihninin, eğilimlerinin, beklentilerinin ilgisi efendisine ve onunla yaptığı konuşmaya odaklanıyor.

 Şayet bu insan, onun problemlerini duyması ve ilgilenmesi için efendisi onu kabul ettiği anda dikkatini başka yöne çevirirse, orada bulunan diğer kişilerle konuşmaya dalarsa, dışarısını seyrederse  başka şeyler düşünürse ve sonuçta konuşmayı takip edemez duruma düşerse ve o resmi odada sadece bedeniyle orada mevcutsa ve ruhu ve zihniyle başka yerdeyse ve bu  belliyse, tabii ki o zaman  kendisi için resmi ve kritik olan bir anda kabul edilemez küçültücü tavrını ve kayıtsızlığını açığa  vuruyor  ve haklı olarak efendisinin öfkesine ve kızgınlığına neden oluyor ve birçok cezaya katlanmaya layık olduğunu kanıtlıyor.

Pekala bir insan, dünyevi bir yöneticinin önüne değil de, Kralların Kralı, sonsuz ve herşeye gücü yeten Tanrı’nın önüne durursa? Tam anlamıyla dua bu değil midir? Küçük ve günahkar insanın Kutsallar Kutsalı Tanrı’nın önüne duruşunun ve O’nunla konuşmasının temsili değil midir? Dua esnasında, Tanrı’nın önüne durduğunda O’nunla konuşmasını kesip  başka şeyler düşünmeye ve aklını duasının konusuna tamamen yabancı gelen meselelerle kurcalamaya başlaması  saygısızlık ve büyük günah değil midir?

Bu yüzden Büyük Basilius basit bir yöneticinin önüne duran birinin, Tanrı’nın önüne durduğu zaman çok daha fazla korku ve saygı göstermesi ve  tüm düşüncelerini başka hiçbir  yere, sadece ve sadece O’na odaklaması gerektiğini bize öğretiyor. Çünkü O insanların gördükleri gibi sadece insanın dışını görmüyor fakat dikkatle onun içine yatan insanı izliyor.

Kutsal Baba Tanrı’nın yardımını üşenmeden, havalara uçmadan yani aklımız orada şurada akıp gitmeden istememiz gerektiğini öneriyor. Çünkü, o şekilde dua edenin istediğini almayacağını, ancak Rab’i  fazlasıyla öfkelendireceğini söylüyor.

Kutsal Merdive’nin (Klimaks) yazarı Aziz Yuhanna şöyle diyor: Dünyevi kralın önüne dururken  yüzünü   başka yöne çeviren ve kralın düşmanlarıyla sohbete dalan  birinin ona tiksinti uyandıracağı gibi ”Dua anında adice hesaplar  yapan biri de Rab’imizin hoşnutsuzluğuna sebep olacaktır.” Rabimiz dua anında adice düşüncelere kapılandan hoşnutsuz oluyor.

Ne yazık ki defalarca Tanrı’nın önüne duruyoruz  ve zihnimiz gerçek ışık ve mutlak kutsallık olan O’na yöneleneceği yere çamura batıyor ve masumiyetini kaybediyor.

Beynimiz günaha bulaşmasa bile, yine de suçluyuz çünkü aklımızın sağa sola gezinmesine ve Tanrı’yla dikatsizce konuşmamıza izin veriyoruz! Biz, Tanrı’ya yalvarmaya ihtiyacımız olduğu halde, sözlerimize dikkat etmeyip duamızı duymazsak, Tanrı nasıl duyacaktır? Bundan dolayı Alltınağızlı Yuhanna ”Tanrı’nın lütfuna ihtiyacımız olan  bizler O’na yalvardığımızda  kendimizi bile duymuyorsak Tanrı’dan bizi duymasını nasıl talep ederiz?” diye soruyor.

Bu yüzden dualarımız çoğu kez sonuç vermiyor. Çünkü soğuk, soluk, anemik ve içten gelmeyen, inanç taşımayan ve dikkatle edilmeyen dualardır.

Dua hakkında daha ciddi düşünmemiz ve Kutsallar Kutsalı Baba Tanrı’nın, O’nunla istediğimiz zaman, istediğimiz kadar konuşmamızı ve ne istersek lütfetmemizi sağlayan bize verdiği bu özel imkandan daha etkin bir şekilde faydalanmamız gerektiği apaçıktır.

 

Tanrı orada mevcuttur!

 

Genellikle  evimizin  kutsal ikonalar (kutsal imgeler) dolabının önünde dua ederiz, kutsal ikonaları görüp ilham alırız. Neyi ilham alalım? Dua anında neyi düşünelim ve ne hissedelim? Tanrı’nın gerçek görünmez varlığını hissedelim.Biz imgelere dua etmiyoruz. Biz orada mevcut olan  görünmez Tanrı’ya  dua ediyoruz.

Ruhumuz bunu anladığı anda sarsılıyor ve konsantre oluyor. Biz  buradayız. Ve orada bizim önümüzde Tanrı mevcuttur, yaşayan, gerçek ve bir kişi olan Tanrı. Önüme gördüğüm ve birlikte konuştuğum  insana ne söylediğime dikkat etmeden ve onun bana söylediklerini dikkatle izlemeden yapamam. Peki Tanrı’yla konuştuğumu hissettiğimde? O halde, aklımın dağılması ve aklımı toparlayamamam   nasıl mümkün olabiliyor?

Tanrı’nın görünmez olması önemli değildir. Mevcut olması önem taşıyor. Bizi çevreleyen atmosferi görebiliyor muyuz? Buna rağmen atmosferin içinde yaşıyoruz ve atmosfer mevcut olduğu için yaşıyoruz. Tanrı’nın mevcudiyeti içinde sanki manevi bir atmosferde yaşıyoruz ve bu mevcudiyet bizi hayatta tutuyor.

O halde inanayım, dua anında Rab’in gerçek varlığını düşüneyim ve hissedeyim. Dua ettiğim anda, herşeye gücü yeten Tanrı, sevginin Tanrısı, koruyucunun merhametiyle ve baba özeniyle dolu olan Tanrı bizim için oradadır. Kutsal Mezmur şöyle diyor: “Gözümü RAB’den ayırmam, 
sağımda durduğu için sarsılmam.” (Mezmur ιε  8). Rab’i hep önümde görüyorum. O’nun bana ihtiyatını devamlı seziyorum. O’nun, benim korku veya herhangi bir tehlike karşısında sarsılmamam için beni korumaya hazır olarak sağımda durduğunu  görüyorum.

Tanrı her yerde mevcuttur. Tanrı her yerde bulunuyor. Kuşkusuz dua ettiğim yerde de bulunuyor. Ve beni kendimi tanıdığımdan daha iyi tanıyor O ki ”kalplerimizi ve böbreklerimizi bile görüyor.”(Mezmur 7:10). Ruhun derinliklerini görüyor, mücadelemi ve iyi eğilimlerimi fakat içsel benliğimin her tür günahkar hareketini de tanıyor. Ve beni tutmak,beni yönlendirmek ve düşmanlarımdan   kurtarmak ve ulu lütfuyla beni desteklemek için orada hazır bulunuyor. Ve ben O’nun  huzurunda huşuyla duruyorum ve ona konuşuyorum.

Böyle bir imana sahip olan, böyle hisler taşıyan kişi aklını daha kolay toparlayacaktır ve duasını daha sıcak sunacaktır.

Ancak beynin duaya odaklanmasını sağlayacak bir şey daha vardır.

                               

                        Hazırlık ve çalışma 

 

Zihnimizi duaya daha kolay odaklamak için uygun bir önişleme yapabiliriz. Çoğu kez dünyevi işlerimizden birini bitirdikten sonra ruhumuzun bu kutsal ve kutsanmış ana hazırlanması için aradan bir sürenin geçmesine beklemeden derhal dua etmeye başlarız. Gündelik meseleler, işin, ailenin ve sosyal ilişkilerin v.s sorunları hala aklımızdayken, belki ruhumuz bizi son zamanlarda sıkıştıran ve rahatsız eden olaylar yüzünden çalkalanırken, veya dünyanın haberleriyle etkileşimizi henüz kesmişken dua etme çabasına başlıyoruz. Gazeteyi bırakıyoruz, televizyonu kapatıyoruz ve duaya  başlıyoruz. Tabii ki o zaman zihnin konsantre olması mümkün değildir. Gün boyunca karşılaştığımız simalar, nesneler, haberler, durumlar gözlerimizin önünden gelip geçiyorlar. Zihnimiz kolayca dağılıyor ve tabiatıyla dua  kesiliyor.

Bu yüzden başlamadan önce sakin olmamız çok yardımcı oluyor. Sakin bir yerde, odamızda duralım ve zihnimizi meşgul eden ve ruhumuzu yoran herşeyi bir kenara atalım. Şimdi Tanrı’nın vakti. Ruhumuzun vakti. Fani dünyanın izlenimleri silinsin.Şimdi Tanrı’nın gerçek dünyasına girelim.

    Kutsal Kitap’tan, Tanrı’nın ölümsüz sözlerinden birkaç satır okuyabilir, günümüzde yayımlanan ve bu mücadelede, ruhumuza büyük ölçüde güç veren manevi kitaplardan birini açabiliriz. Bu çalışma günlük ve sıradan olayları unutmamıza, yavaş yavaş dönmemize ve sonuçta ebedi ve gerçek olanlara kendimizi vermemize yardımcı oluyor.

  O zaman kitabımızı kapatıp zihnimizi  okuduklarımızın üstüne odaklanmasına ve derinlenmesine serbest bırakabiliriz. Onu manevi olan  başka bir anlama yönlendirebiliriz. Tanrı’yı ve O’nun Krallığını, adil Yargısını, Cennetteki yaşamın sonsuz mutluluğunu veya Cehennemin dayanılmaz azabını ve ızdrabını ve ebedi cezalarını düşünebiliriz.

 

                       Özeleştirinin katkısı

 

Tüm bunların özeleştiriyle birleşmesi iyi olur. Yani biraz duralım ve kendi kendimize soralım:  Gün nasıl geçti? Diğer insanlara nasıl davrandık? Farklı durumlar karşısında tepkimiz neydi? Herşeyde Tanrı’nın iradesine göre mi hareket ettik yoksa  bir yerde saptık mı? Hiç şüphesiz ruhumuzun zedelendiği bazı olaylar da bulacağız ve o zaman incineceğiz. Bu acı zihni toparlıyor. Çünkü acı çeken biri sürekli sorununu ve acısını düşünüyor. Altınağızlı aziz Yuhanna şöyle der ”Her yönden zihnimizi saran ve bizi kendi benliğimize kavuşturan acı ve elem kadar hiçbirşey üşengeç ve kayıtsız kişiliğimizden kurtaramaz.” Yani aklımızın toparlanmasına ve kendi benliğimize dönmemizi sağlayan acı ve keder kadar hiçbir şey yavaş ve umursamaz tavrımızdan tamamen kurtulmamıza etkili olamaz.

O zaman, içimizden  tövbe duyguları doğuyor ve ruhumuz huşuyla hafifliyor. Vukup olan tüm hataların bağışlanmasını dilemek için Tanrı’nın merhametine sığınma ve Kutsallar Kutsalı Baba Tanrı’yı üzen hareketleri tekrarlamamak için O’nun yardımını isteme ihtiyacını duyuyor, çünkü onlar   ruhumuzu alçaltıyor ve ızdırap çektiriyor.

Bu şekilde ruh dünyadan ve dünyanın çevresinden kopuyor. Dikkatini içine çeviriyor, durumunu ve ihtiyaçlarını görüyor ve şimdi Tanrı’yı daha kolay düşünüyor ve arıyor. Duasına başlamaya hazırdır. Artık duanın görevden çok ruhun büyük bir ihtiyacı olduğunu anlıyor. Ve bunu anlıyor çünkü  öz eleştiriyle zayıflığının farkına varıyor ve mütevazi oluyor. O halde bunun doğal sonucu Tanrı’yı aramasıdır. Siroslu İshak şöyle der: ”Yüreğimiz mütevazi olmazsa, havalara uçmaktan  vazgeçmiyecektir, mütevazi olmak yüreğimizi topluyor.”

Yani alçak gönüllü olmazsak, zihnimiz dağılmasından, düzensiz hareket etmesinden ve bir düşünceden diğerine geçmesinden kurtulamayacaktır. Çünkü mütevazi olmak yüreğimizi toparlıyor. Alçakgönüllü insan daha fazla özveriyle dua ediyor.  

Duadan önce gerçekleşmesi gereken tüm bunlara fazla zaman harcanması gerekmiyor. Ancak ruhun daha kolay ve bilinçli olarak Tanrı’nın dünyasına girebilmesi ve O’nunla konuşmaya başlaması için çok yararlıdır.

 

                      

Sürekli  ve azim gösteren çaba

 

Tabii ki yukarıda tarif ettiğimiz duaya hazırlık işlemleriyle zihnin dağılmasının problemi kesin olarak çözüldüğü sayılmaz. Şüphesiz tüm bahsettiklerimize göre, ruhumuz doğru dua mücadelesinde rahatlıyor. Fakat bu mücadele her zaman manevi seyrimizin ilk aşamalarında  var olacaktır. Zihin dağılacak. Biz onu toparlayacağız. Ve bunu yorulmadan ve hayal kırıklığına uğramadan  yapmalıyız.

Kutsal Merdive’nin (Klimaks) yazarı Aziz Yuhanna (Saint Jones) düşüncemizle devamlı mücadele etmemizi, oraya buraya sürüklendiğinde toparlamamızı öneriyor. Ve Aziz ”Zihnin çalındığında üzülme, fakat sevin çünkü her zaman olması gereken yere çağırabilirsin ve  dokunulmazlık sadece meleklere mahsustur.” diye dikkat çekiyor. Zihnin ”çalındığında” yani gereğinden uzaklaştığında üzülme ve endişelenme, fakat sevinmelisin, çünkü her zaman olması gereken yere geri getirirsin. ”Dokunulmazlık” yani zihnin bağışıklık kazanması, kimsenin onu fethetmemesi, ancak daima sabit bir şekilde Tanrı’ya taahhüt etmesi sadece meleklere mahsus bir özelliktir.

Biz, Tanrı’yı yüceltmek ana görevi olan melekler değiliz, onlar berrak zihinleriyle, O’nun ihtişamının derinlenmesine gittikçe, O’nun ismini övüyorlar. ”Ağızları durmadan, susmadan övgüler sunuyorlar.” Onlar bedensiz, ruhani, manevi ve kutsal varlıklardır ve özlemlerinin temelini ve yaşamlarının merkezini oluşturan Tanrı’nın etrafına şaşmadan dönüyorlar.

Biz insanız, zayıf ve günahkar insanlarız ve bu günahlarımız bizi toprağa, dünyaya doğru çekiyor ve gökyüzünü net bir şekilde görmemize izin vermiyor. Buna giriştiğimiz vakit, kendimizi toparlayamıyoruz, fakat kolayca bükülüyoruz ve alçak geçici  ve günahkar şeylere dönüyoruz.

Bu  yüzden dünyevi varlığımızı semalara yüceltmek, ruhumuzun eğilimlerini değiştirmek ve bilhassa duanın kutsal anlarında zihnimizi Tanrı’ya çevirmek ve O’na odaklanmış tutmak için çok sıkı bir şekide çalışmak ve mücadele etmek zorundayız.

Kutsal Merdive’nin (Klimakos) yazarı Aziz Yuhanna bu konuyla ilgili: ”Zihnini yüksek tutman ve daha çok duanın sözleriyle sınırlandırman için mücadele et. Şayet zihnin ”bebeklik çağında” olduğu için gücünü kaybederse ve düşerse onu duaya tekrar geri çevir, çünkü zihinsel durumun aşamasında bir bebek. ”çünkü zihin sabit değildir, her şeyi sabit tutabilen Tanrı’dır” diye öneriyor. Zihnin sabit olmaması oraya buraya sürüklenmesi onun özelliğidir. Tanrı herşeyi sabit tutabiliyor.

”Bir bebek gibi” çünkü manevi yaşamımızda acemi ve bebek gibiyiz, bu yüzden zihnimizi duaya tutmaya muvaffak olamıyoruz. Azizler farklı bir şekide dua ediyorlar. Melekleri taklit ediyorlar ve tüm benlikleriyle Tanrı’ya dönüyorlar ve tamamen O’na bağımlıdırlar. Ancak bunu uzun ve zor mücadele vermeden başaramadılar.

Biz basit ve mütevazi bir şekilde kendi mücadelemizi verelim. Zihnin bizi bir çok kez ihanet edeceğini bilerek duaya başlayalım. Bu bizi hayal kırıklığına uğratmasın. Duamızın gevşediğini ve aklımızın sürüklendiğini her farkedişimizde onu tekrar duaya geri çağıralım. Tekrar gitti mi? Onu tekrar geri getireim. Ve sürüklendiği kez kadar biz onu tekrar sebat ve sabırla geri çevirelim.

Yavaş yavaş bu taktiğe alışacağız ve zihnimiz duaya daha kolay geri dönecektir.

Bize büyük ölçüde yardımcı olabilecek basit ve pratik başka bir şey düşünelim. Zihnimiz duadan  her koptuğunda nereye gidiyor? Zihni kazanan günahkar  bir şey değilse, kuşkusuz günün izlenimlerinden, işlerimizden, sosyal yükümlülüklerimizden, dünya haberlerinden olacaktır.

Fakat tüm bunların Mezmur Kitabı’nın bir mısrası, Rab’a yönelik bir duanın, kutsal ayinlerin taşıdıkları anlam, veya basit özel bir duanın önünde ne önemi var?

Bir karşılaştırma yapalım ve kolayca ruhumuzun dikkatini her zaman akıllıca nereye çevirmemiz gerekli olduğunu anlayacağız.

Bu noktada başka  bir şey ekleyebiliriz. Dua yabancı bir dil gibidir. Ne kadar konuşursan, o kadar öğrenirsin. Ne kadar öğrenirsen, o kadar  çok seversin. Onu sevmeye devam ettiğin süre  daha çok kullanmak isteyeceksin ve artık yabancı bir dil olarak kalmayacaktır, fakat senin en sevdiğin dil, ruhunun dili olacaktır.

O halde dua dilini doğru öğrenmemiz için zaman ayırmamız ve uzun süre çalışmamız gerekiyor. Ve duanın niceliği niteliğini yükseltecektir. Sinalı Aziz Yuhanna ”Biz mükemmel olmadığımızdan nitelikten hariç niceliğe de ihtiyacımız var, ikincisi de birincisinden kaynaklanıyor” diye yine bize öğretiyor.

 

Ruhun dayanılmaz  tutkusu

 

Yaşamımızdaki yükümlülüklerin baskısı bize gerekli rahatlığı vermediği ve dualarımızı kısa kesmek veya gözardı etmek  için kolayca bahaneler bulduğumuz bir gerçek. Yanısıra  dünyanın aldatıcı boşluğu, amansız günlük yaşam ile sürtüşme ruhun canlılığını emiyor, büyük tutkuları söndürüyor, manevi ilgi alanlarımızı uzaklaştırıyor, tabiatıyla duaya susuzluğumuzu azaltıyor ve onun niteliğini düşürüyor. O şekilde dua okunduğunda, genellikle çok yorgun olduğumuz ve dayanma gücümüzün besbelli zayıf olduğu anda tipik ve aceleyle okunur. Tabii ki öyle bir dua ruhun susuzluğunu gidermez, onu dinlendirmez. İştahsız, moralimiz düşük, zihnimiz dağınık bir halde yapılır ve onun biteceği ve dinleneceğimiz zamanın düşüncesi ise benliğimize hükmeder. Dua o zaman  alışık bir din görevinin yerine getirilmesi için yapılan yorucu bir çabadır.

 Bu durumda dua eden kişinin yaptığı dağınık zihnini toparlamaya çalışması ve çabalarının ne kadar iyi niyetle olursa olsun pek sonuç vermediklerini farketmesidir.

Duanın sadece yorucu bir iş olmasından çıkması, fakat yavaş yavaş ruhun  hoş ve mutlu bir haline dönüşmesi için Tanrı aşkı egemen olan bir ruhtan gelmesi gerekiyor ve Kutsal Psalmist ile beraber O’na dokunaklı sözlerle hitap ediyor: ”Geyik su kaynaklarını aradığı şekilde  ruhum da  seni Tanrım arıyor, ruhum güçlü yaşayan Tanrı’ya susamış” Susuz kalan geyik şiddetle suyun kaynaklarını  arıyor. Hızla koşarken yanıp tutuşuyor ve susuzluğunu gidermek için ısrarla kaynağı bulmaya çalışıyor. Tanrı sevgisiyle hükmedilen müminin ruhu aynı şiddetle, aşırı susuzlukla Tanrı’yla iletişimine sabırsızlanıyor ve duanın kutsal anlarını arıyor. Israrla güçlü ve yaşayan olan O’nu Tanrı’yı arıyor. Ve mezmur derin huşuyla ”Ne zaman ulaşacağım ve Tanrı’nın yüzünü göreceğim”  diye terennüm ediliyor. (Mezmur 41/42 2-3). Tanrı’ya ne zaman kavuşacağım ve O’nun şahsı önüne ne zaman kendimi sunacağım? O’na içimdekilerini dökmek ve O’nun bana söylemek istediklerini duymam için O’nunla ne zaman iletişim kuracağım?

 Bu durum içimizde hüküm sürdüğü süre, zihnin bölünmesi kolay değildir ve yine de doğrudan ve etkili bir şekilde baş edilir. İnsan sevdiği şeyi düşünmekten mutluluk duyar. Parayı mı seviyor? Servet, şöhret, benzer durumlar yoksa alışkanlıklar mı? Ve zihin sevgisi süresince o kadar kendini sevgisinin  nesnesine yöneltiyor.

İnsan Tanrı’yı gerçekten seviyorsa , o zaman dua kolay, tatmin edici  ve hoş oluyor. Ve birinin ona başlaması veya devam etmesi zor değildir, ancak durdurması zordur. Ruhu Tanrı’yla iletişim kurmaktan hoşnut oluyor ve coşuyor, zihni ise aydınlanıyor ve arınıyor. Neden kaçıp başka yere gitsin? Tanrı onun huzuru ve sevincidir.

Dolayısıyla zihin duadan her uzaklaştığında onu geri getirmeye çalışmaktan, ruhumuzu Tanrı aşkıyla süslemek daha iyi sonuç verecektir. Zihnimize doğru bir şekilde alıştırma yapmaktan, yüreğimizin iyi çalışması daha fazla yardımcı olacaktır.

 

Tanrı zayıflığımıza anlayış gösteriyor.

           

Zihnin duaya odaklanması kolay ve çabuk bir şekilde gerçekleşmediğini evvelden bahsettik. Epey çabaya ve zamana ihtiyaç vardır. Başlangıç zordur ve insanın zayıflığı belirgindir.

Tanrı bu yüzden, özellikle çabalarımızın başında belirlenen zayıflığımızı kabul ediyor ve zorluklarımızı ve büyük gayretimizi gördüğü zaman da bizi anlayış ve hoşgürüyle karşılıyor.

Aziz Büyük Basilius bu konu hakkında: ”Eğer vicdanın seni gereken önemi vermemekle suçluyorsa ve dua anında zihnin sürükleniyorsa ve buna izin vermeden dua etmeye gücün yetiyorsa o zaman sakın, duanın bir günah olarak geçmemesi için Tanrı’nın önüne durmaya cesaret etme.” diye tebliğ ediyor. Şayet günah seni zayıf düşürmüş ise ve bu yüzden kesintisiz dua etmeye gücün yeterli değilse o zaman elinden geldiği kadar kendini teşvik etmelisin ve zihnini Tanrı’ya doğru yönelterek tekrar geri çevirmeye çalışmalısın ve yorulmadan Tanrı’nın önüne durmalısın , o zaman Tanrı seni affedecektir. ”Tanrı hor görüşümüzden değil, fakat hastalıktan gelen özürümüzü kabul eder. ”Çünkü hor görüşünden değil fakat zayıflığın yüzünden Tanrı’nın önüne gerektiği gibi durmana gücün yetersizdir.

  Tanrı her zaman sevgi ve anlayış ile mücadelemizi izler. Bu, çabamıza daha fazla sebat ile devam etmemiz için bizi duygulandırmalı.

 

 

Tanrı doğru duayı bize öğretir

 

Rab’bimiz nihayet bize doğru ve berrak duayı verecektir. Zayıflığımızı anlayan ”O” aynı zamanda ruhumuzun iyi niyetini, bizim tövbe edişimizi, benliğimizin üzücü halini, tabii ki zayıflığımızın  üstesinden gelmek için sarfettiğimiz büyük gayreti de görüyor. Her nimeti ihsan eyleyen sorunun çözümünü de verecektir, ruha huşuyla duaya sığınması için lütuf ihsan eyleyecektir, zihnimize, ”O’na” kısıtsız olarak yönlenmesi için gerekli konsantrasyonu verecektir.

Manevi hayatta hedefimize ulaşmak için tüm gayretimizi  sarfetmemiz gerektiğini biliyoruz. Aynı zamanda kendi çabalarımızın ne kadar gerekli olursa olsun tamamen yetersiz olduklarını biliyoruz. Sert bir şekilde mücadelesini verdiğimiz arzularımıza sonuçta Tanrı’nın Lütfu cevap verecektir.  

 Bunun için Rab’bin öğrencileriyle birlikte dua edelim ve ”O’ndan” temiz duayı bize öğretmesini dileyelim. ”Rab,bize dua etmemizi öğret.” (Luke_Loucas ια 1). Bize göster ve öğret. Rab , mütevazi ve düzgün bir şekilde dua edelim. Bize duamızla ne istememizi öğret. ”Çünkü biz duadan ne isteyeceğimizi bilmiyoruz.”(Romalılar η 26). Biz kendiliğimizden ne isteyeceğimizi bilmiyoruz. Ne  de nasıl dua etmemiz gerektiğini biliyoruz. Bu sebepten Kutsal Ruh’unu dua olarak adlandırılan manevi hayatımızın büyük bölümünde şaşmaz rehberimiz ve öğretmenimiz olması için gönder.

 Kilisemizin kutsal psalmistiyle  birlikte ”Dağınık zihnimi toparla, Rab’bim”  diye yakaralım. Ve merhametli Tanrı mükemmel olmayan duamızı kabul edecektir ve Kutsal Ruh’un lütfuyla geliştirecektir, öyle ki duanın sözlerine sadık kalalım bilhassa zihnimiz ve yüreğimizle daha sıcak  yaklaşalım, nihayet ”O’nun” tahtı önüne ruhumuzun yakarışını daha duyarlı olmasını sağlayalım.

 

                                            ***                            

 

Duayı çok sevelim. Hayatımızın her günü ve saati boyunca yapabileceğimiz en yüksek ve manevi olanıdır. Bizim hayatımızda güç ve nimettir.

 

Kutsal Tanrı’ya  duanın değerini anlamaya ve niteliğini düzeltmeye çalışmamız için bizi aydınlatmasına yakaralım. O zaman ”O” inayetiyle bizi zenginleştirecek, içimizde O’nunla iletişim kurma arzumuzu geliştirecek  ve duamız ruhun sevinci, tadı ve kurtuluşu olmaya devam edecektir.

 

                           Önemli Broşürler

 

İSA KARŞITILILARI-Yahova Şahitlerine (Bin Tarikatı)karşı aydınlatıcı sayı.

 

KURTLAR  DIŞARI:   Tarikatlara karşı sayı.

 

DİNİ İNANCIN VAR  MI?  Doğru Hristiyan nasıl olmalı.

 

KURTULUŞA KARAR:  Tövbe hakkında.

 

KARA  LEKE:Blashemiye (Tanrı’ya küfür ve dini saygısızlık)karşı sayı.

 

İKİNCİ VAFTİZ: Kutsal İtiraf.

 

MÜMİNİN ZENGİNLİĞİ:Kutsal yağ.

 

SABIR  KARDEŞİM:Hayatımızdaki acılar hakkında.

 

YALAN : Büyük sosyal yara.

 

YEMİN:Ciddi bir günah.

 

HASTA KARDEŞE YARDIM ELİNİ  UZATMA, RUHUN MEYVESİ:Takdis edilmiş dokuz nimet, Kutsal Ruh’un meyvesi.

 

CENNETE DOĞRU EN KOLAY YOL: Başkalarını kınamamak.

 

BEYİN DUAYA NASIL ODAKLANIR?

 

ATEŞ VE ÖFKE:Ölülerin yakılmasına neden karşıyız.

 

ÖLÜLERE BAKIM VE İLGİ

 

HER PAZAR GÜNÜ KİLİSEYE GITME

 

   Türkçeye çeviren E.V.

 

BEYİN DUAYA NASIL ODAKLANIR?