/ Azizler ve din adamlarımız hakkında tanıklıklar / 3. Olgunluk çağı

3. Olgunluk çağı

 3. Olgunluk çağı

 

 

  “Mesih İsa günahkârları kurtarmak için dünyaya geldi sözü, güvenilir ve her bakımdan kabule layık bir sözdür. Günahkârların en kötüsü benim.” (I.Tim. 1:15) 

  Korkunç Saul’un ismi, Şam’a doğru giden yolda İsa Mesih’e rastladığı, hayatını değiştiren o günden beri, Hristiyanlık tarihinde RAB İsa’nın yoluna girerek değişime uğrayan insanlarla birlikte anılıyor. Kilisenin tarihinde, önceden Hristiyanlar’a karşı olan ve cellatları gibi onları çeşitli iskencelere maruz bıraktıktan sonra ölüme yollayan, fakat beklenmedik bir anda üstlerine düşen nurun kutsal nimeti sayesinde artık İsa Mesih’in yolunu takip edeceklerini itiraf eden ve bu uğurda canlarını feda eden insanlardan bahseden yazılar büyük bir bölüm kapsıyor.

 ”Şam’a doğru giden yol” bize, Rab’bimiz’in ve İncil’in ”Savurgan Oğul” benzetmesi ve Çarmıh’taki haydutla gösterdiği gibi, umutsuzluğa düşen her insana, hatta katillere ve savurganlara bile istikrarlı bir hayata doğru açılan yolun güvencesini veriyor. İsa Mesih Şam’a doğru giden Saul’un ruhunu arındırmak için karşısına çıktığı gibi,  bizim de ruhumuzu kurtarmak maksadıyla öyle ilginç bir şekilde hayatımıza müdahale ediyor.

  Bizler de imanlılar olarak, Şam’a doğru giden yolu takip edelim.

Şehre yaklaşırken, Ghoufa ırmağının berrak sularının boydan boya geçtiği yemyeşil Ghoufa vadisinin önümüzde uzadığını görüyoruz. Hurma, elma, kokulu çam sakızı gibi meyve veren birçok ağaç şehrin etrafını sarıyor. Şam şehri 690 metre yükseklikte bulunuyor. Dünyanın en eski şehirlerinden biridir. Eski Ahit’in ilk kitabı ”Tekvin’de” (Yaratılış 14:15) sözü ediliyor ve İbrahimin’in (Abraham) zamanından beri bir yerleşim merkezi olmaya devam ediyor. İbraniler’in tarihçisi Josephus, şehrin Aram’ın oğlu ve Sam’ın torunu Ûs tarafından kurulduğunu yazıyor (Yar.10:23). Eski Arap şairleri bu şehirden ”Tüm Doğu’nun gözbebeği” ve ”tüm Sahra’nın incisi” diye bahsediyorlar.

Derken, Pavlos’un şehre girdiği ve önceden belirttiğimiz gibi, o günden beri kendi adını taşıyan Şam’ın Kale Kapısından şehre giriyoruz. Eski ”düz yoldan” ilerleyerek, daha sonra Hristiyanların yerinde bir kilise inşa ettikleri sanılan Saul’un ağırlandığı Yudas’ın evine varıyoruz. Fakat şimdi onun yerine Müslümanlar bir cami dikmiş bulunuyorlar. İşte tam o yerde RAB İsa tarafından gönderilen Hananya, Saul’u ziyaret etmişti. Buna rağmen Hananya ve Saul’un ne kadar süre görüştükleri ve kesin olarak ne konuştukları hakkında hiç bir bilgimiz yoktur.

   Muhtemelen görüşmenin sonunda o güne dek bizzat kendisinin kovalayarak, ölüme mahkum ettiği Hristiyanlar’ın İsa Mesih’e gösterdikleri sadakata hayran kalması ve masum olduklarına kesin kanaat getirmesi Pavlos’u derinden sarsmıştı. Vücudunda açılan derin yaralara rağmen, kendisini taşlayanları bu günahlarından dolayı sorumlu tutmaması için Rab’bine yalvarma cesaretini bulan Stefanos’un o andaki aydın yüzünü unutması da asla mümkün olmamıştı! Belki Stefanos, şeriatı, adaleti, Tanrı’nın emirlerini böyle bir yolla koruyacağını sanarak, onu infaz edenlerin yanında bulunan Saul ‘un kendisi için de o anda dua etmişti!

   Şam’daki vizyonunda, Mesih İsa’nın kendisine, ”Bana inananları kovaladığın zaman, sadece onları değil aynı zamanda beni de kovalamış oldun. Çünkü bana inananlar vücudumun parçalarını oluşturuyorlar” diye açıklamada bulundukları hafızasında derin izler bırakmıştı. O zaman Kilise’nin ”Mesih İsa’nın vücudunu” temsil ettiğini müjdeleyen temel gerçeği anlamaya başlamıştı. Saul, gerçekten Galile’nin öğretmeni Mesih İsa’ya hayatta olduğu sürece hiç rastlamamıştı.

Mesih İsa’nın soydaşları ve dindaşları olan Yahudiler kendisini çarmıha gerdikleri zaman Yeruşalim’de (Kudüs) bile değildi. Saul hiçbir zaman ne öğretmenin öğretilerine karşı çıkmıştı ne de onu kovalamıştı. Yani şahsen kendisinin karşısına geçmemişti. Fakat Mesih İsa’nın bedenini temsil eden Kilise’yi reddettiğine göre onun ”bedenindeki başı da” görmemiş oluyordu. Sık sık bunları hatırasına getirerek mektuplarında şöyle yazıyordu:

”Tanrı’nın Kilise’sine hırsla karşı çıkıyordum ve onu ortadan kaldırmaya çalışıyordum (Gal.1:1-13). İlkin hakaretler savuran ve Rab’bimiz’i reddeden biriydim (I.Tim.1:1-13). Bu yüzden Havari olarak anılmaya bile layık değilim çünkü ben Tanrı’nın Kilisesi’ne karşı çıkıyordum (I.Kor.15:9). Tüm bunların yanı sıra Mesih İsa’nın günahkarları, günahlarından arındırmak için geldiği bu dünyanın insanları arasında ilk sırayı ben aldım.” (I.Tim 1:15). Bunları aklına getiriyordu ve hayatının son yıllarına kadar resmen açıklıyordu. İlk andan itibaren, Mesih İsa tarafından gönderilen ve rivayete göre Şam’ın ilk Başpiskopos’u olan Hananya’nın önünde aynını itiraf etmişti.

   Şam’da kendisini sarsan tecrübeden ve Havari Hananya’nın kendisine anlattığı gerçeklerden sonra Galatyalı’lara yazdığı gibi, ıssız yerlerde kendisini toparlama ihtiyacını duydu (Gal.1:17). Eskiden Arabistan’ı ikiye bölüyorlardı; bildiğimiz Arabistan Yarımadası ve Şam’ın sınırlarından başlayarak Fırat nehrine kadar varan Meşe Arabistan. Orada, hükümdarları Aretas’ın Herod Antipas ile düşmanlığı bulunan Nabatçılar’ın Krallığı bulunuyordu. Pavlos’un, İseviler’in manevi  ”faaliyetlerine”  katıldığını ve dönüşüme uğradığını öğrendikten sonra buna şiddetle karşı çıkan Yahudilerin orada kendisini rahatsız etmeyeceklerini hissettiği için Arabistan’ın çöllerine gitmeyi tercih etmişti.

 Çöller, Vaftizci Yahya, Havari Aziz Pavlos, Büyük Vasil (Ortodoks Hristiyanların Noel Babası) Nazianzuslu Gregory, John Chrysostomos (Altın Ağızlı Yuhanna) gibi peygamberler’e, Kilise Babalarına ve Kilisemizin diğer Büyüklerine ve Büyük Öğretmenlerine kucak açmıştır.

 ”Mesih İsa’nın seçtiği Misyoner ”Aziz Pavlos çölde kaldığı süre içinde, (Rom.1:1) sabahtan akşama kadar süren duaların ve Mesih ile bulunduğu devamlı temasların sayesinde, Farisiler’in Eski Ahit’e verdikleri yorumu tekrar gözden geçirdi ve insanların iyiliği için hahamlarım mecbur kıldıkları kanunları reddederek ardından Şeriat Kanununda değişiklikler yapmayı başardı. En nihayetinde, manevi kurtuluşun sadece Museviler’in kanunlarını kayıtsız şartsız uygulamakla sağlanmadığını fakat bir insan gibi dünyaya gelen Tanrı’nın oğlu Mesih İsa’ya karşı duyulan imanın sağladığını ve Tanrı’ya ve insanlara karşı hiç bir menfaat beklenmeden duyulan sevginin de göksel egemenliğin kapılarını açtığını kavramış oldu.

   Havari Aziz Pavlos Suudi Arabistan’ın çöllerinde düşüncelere daldığı o üç sene zarfında, Kutsal Ruh’un rehberliğinde dünya milletlerini Mesih İsa’nın yoluna çekmeyi başaran o muhteşem misyonerlik faaliyetlerinin temellerini orada atmış bulunuyordu.

 

Ses kaydιnι dinleyiniz:

https://www.youtube.com/watch?v=FINZpjcIdN0

Havari Aziz Pavlus’un Hayatı – Bölüm 3

 

SOTİRİOS TRAMPAS, PSİDYA METROPOLİTİ,  AZİZ PAVLOS, DÜNYA ULUSLARINA GÖNDERİLEN ELÇİ

 

3. Olgunluk çağı